TEi8P. Giriş Tarihi 1045 Son Güncelleme 1130 Dünya Nükleer Birliği’nin düzenlediği WNA “Stratejik e-Forum-2020” kapsamında gerçekleştirilen “Nükleer enerjinin sosyo-ekonomik ve çevresel faydalarını maksimize etme” konulu panelde, endüstrinin nükleer enerjiye verilen desteği güçlendirmek için neler yapabileceği ve bu projelere ev sahipliği yapan ülkelere nükleer enerji projelerinin sağladığı geniş faydalar masaya CEO’su Tim Gitzel’in başkanlık ettiği panelde konuşan Rosatom Sürdürülebilirlik Direktörü Polina Lion, şirketlerinin 50 ülkede gerçekleştirdiği proje geliştirme deneyimini panelistlerle paylaştı. Rosatom’un halihazırda proje yürüttüğü Bangladeş, Macaristan ve Mısır gibi farklı ülkelerin ekonomik kalkınma, enerji sistemleri ve sismik sistemler açısından farklı şartlar ve koşullar sunduğunu belirten Lion, “Nükleer santral tasarıları, tasarının sunulduğu ülkenin ihtiyaçlarını hesaba katan bir şekilde uyarlanmalıdır. Yeni nükleer santrallerin yapıldığı ülkeler güvenli ve düşük maliyetli bir elektrik kaynağı oluşturmanın ötesinde yeni işler, yüksek öğrenimde artış ve yerel altyapı iyileştirmeleri gibi nükleer santrallerin getirdiği diğer faydalarla da ilgilenmektedir” diye konuştu.“Nükleer, rüzgar enerjisi ile aynı karbon ayak izine sahip”Yeni inşa tekliflerinin ticari, teknolojik ve sosyo-ekonomik parametrelerin bir kombinasyonunu sunması gerektiğini belirten Lion, bunların yanı sıra ekoloji’ ve iklim’ parametrelerinin de ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Lion, “Nükleer enerji, rüzgar enerjisi ile neredeyse aynı karbon ayak izine sahip. Ancak buna rağmen Avrupa’nın yenilenebilir enerji talebindeki mevcut büyümesi çelişkili görünüyor. Avrupa Birliği’nin sürdürülebilir finans sınıflandırması, nükleeri gri bölgeye koyuyor. Ancak nükleer toplulukta, nükleer enerjinin sürdürülebilirliğe ve karbon nötrlüğüne değerli bir katkı sağlayabileceğine dair hiçbir şüphe yoktur. Covid-19 salgını; nükleerin, binlerce işi güvence altına alan yüksek güvenlik standartlarına sahip, istikrarlı bir elektrik tedarikini garanti ettiğini doğruladı” ifadelerini nükleer enerjinin Avrupa ve ötesinde sürdürülebilirliği konusundaki algının, yerel topluluklar kadar yetkililerin, bankaların ve yatırımcıların zihniyetini de etkilediğini kaydederek, "Ortak çabalarımızın nükleer enerjinin sürdürülebilir kalkınma üzerindeki etkilerine dair ayrıntıların aktarılması ile ilgili olması gerektiği konusunda panelde yer alan meslektaşlarımla hemfikirim" dedi.“Nükleer enerji halka daha iyi anlatılmalı”Panele katılan Güney Kore Kyung Hee Üniversitesi’nden Profesör Bum-Jin Chung da nükleer enerjinin ucuz ve çevre dostu olduğunu, çünkü sera gazı üretmediğini belirterek, tüm bu özelliklerin halk tarafından yeterince bilinmediğine dikkati çekti. Chung, “Daha kötüsü, insanların sahte haberler nedeniyle nükleer enerjiden korkma eğiliminde olması. Halkın bu korkusu, politikacılar tarafından daha fazla onay alma amacıyla kolayca istismar edilebilir. Güney Kore’de olan buydu” şeklinde enerjinin faydalarının daha fazla nükleer santral inşa edilmeden anlaşılamayacağını, ancak halkın olumsuz algısının nükleer genişlemeyi engellediğini belirten Chung, "Halka ulaşmayı denedik ama başaramadık. İletişim daha etkili olmalıydı. Nükleer enerjinin ekonomisi, güvenliği ve sera gazına ilişkin faydaları üzerine klişeleri tekrarlamak yerine, halkın sorduğu soruları yanıtlamalıydık. Sahte haberleri incelemeli ve çürütmeliydik" açıklaması söz alan CNNC International Genel Müdür Yardımcısı Liu Changxian ise 9 Eylül tarihinde Tianwan Nükleer Santrali’nin 5’nci ünitesinin ticari faaliyete geçtiğini hatırlatarak, bunun Çin ve dünya nükleer endüstrisi için iyi bir haber olduğunu söyledi. “Çin’de şu anda faaliyette olan 48 reaktör var. 14’ü yapım aşamasında ve yakında dört ünitenin daha inşaatı başlayacak” diyen Changxian, nükleer enerjinin sosyal, ekonomik ve çevresel faydalarına inandıklarını belirtti.“Mevcut nükleer filo korunmalı”Uniper İsveç ülke başkanı Johan Svenningson ise iklim değişikliğiyle mücadelenin yanı sıra güvenli enerji üretimini sağlama çabaları kapsamında birkaç yeni ülkenin nükleer santral inşa ettiğini veya etmeyi düşündüğünü dile getirdi. Svenningson, “Nükleer projeler, uzun vadeli, yüksek teknolojili projeler olarak ekonomik büyüme ve canlandırma sağlarken, aynı zamanda beraberinde onlarca yıllık güvenilir, karbonsuz enerji de getiriyor. Bir ülkenin refahı ve ekonomik kalkınması enerji arzına bağlıdır. Uygun fiyata yüksek kaliteli enerjinin mevcudiyeti daha yüksek bir refah düzeyine kapı açar. Yeni santral inşa etmenin yanı sıra, karbonsuz bir enerji temini sağlamak için mevcut nükleer filoyu korumamız gerekiyor” dedi.“Nükleerin, bir "yüksek teknoloji" endüstrisi olarak yüksek teknolojili iş yaratımına öncelik verdiğini kaydeden Svenningson, “Nükleer santrallerin yüksek ön maliyetleri vardır. Ancak, 60, 80 veya daha fazla yıl boyunca çalışırlar ve bu süre zarfında çok sayıda iş imkanı ve başka faydalar sağlarlar. Sektör olarak birbirimizle konuşmakta iyiyiz, ancak daha fazla ses çıkarmalıyız. Kendi ülkelerimizde fikirlerimizi geniş kitlelere ulaştırmalıyız. Bu, özellikle Avrupa’da nükleer enerjinin genişlemesini ve yenilenebilir enerji ve doğal gaza dayanan bir AB hidrojen stratejisini durdurmak isteyen güçlü anti-nükleer seslere’ karşı koymak için yapılmalıdır” diye konuştu.“Nükleerin hikayesini anlatmaya devam etmeliyiz”GE Hitachi Nükleer Enerji Başkanı ve CEO’su Jay Wileman da nükleer enerjinin çevresel ve sosyo-ekonomik faydalarının açıkça ortada olduğunu belirtti. Nükleer santrallerin 2019’da yalnızca ABD’de 476 milyon ton karbon salınımını önlediğini hatırlatan Wileman, “Nükleer enerjinin ortaya çıkardığı iş imkanları her bir santraldeki istihdamın yanı sıra hem yerel hem de uluslararası tedarik zincirine ve bu altyapıyı destekleyen ikincil işlere kadar uzanıyor. Bu, nükleer enerjinin en önemli sosyo-ekonomik faydalarından biridir. Nükleerin sağladığı tüm bu faydalar harika. Bu hikayeyi anlatmaya devam etmemiz gerekiyor. Ancak nükleer maliyetlerini düşüremezsek, bu faydaların hiçbiri gerçekleştirilemeyecek. Nükleer enerjinin rüzgar, karma çevrim, gaz ya da diğer tüm üretim kaynakları ile rekabet edebilecek maliyette olması gerekiyor” ifadelerini kullandı. Yerel Haberler kategorisinde bulunan hiçbir habere herhangi bir editoryal müdahalede bulunulmamıştır. Anadolu Ajansı, İhlas Haber Ajansı, Demirören Haber Ajansı tarafından hazırlanan tüm Mersin Haberleri, otomatik olarak servis edildiği şekilde bu sayfada yer almaktadır. Mersin Haberleri bölümünde yer alan haberlerin tamamının hukuki muhatabı haberi servis eden ajanslardır.
3 Nisan 2018'de Mersin'de Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin temeli atıldı. 2023 yılında faaliyete başlaması öngörülen Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin, Türkiye'nin elektrik ihtiyacının yüzde 10'unu karşılaması 20 milyar dolar olan Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin 4 bin 800 Megawattlık tam kapasite ile hizmet verdiğinde yaklaşık 35 milyar Kw/s elektrik üretecek. Bu rakam İstanbul'un enerji ihtiyacının tamamı anlamına geliyor. İlk ünitesi 2023 yılında hizmete girecek olan Akkuyu Nükleer Enerji Santrali'nin diğer üniteleri de birer yıl arayla nükleer enerji ve nükleer enerji santrali ne işe yarıyor? Nükleer enerji santrali büyük bir tehdit mi yoksa dev bir kazanım mı? Nükleer enerji santralinin faydaları ve zararları neler?Nükleer enerji nükleer enerji satnrallerinde elektrik üretmek için daha çok buhar türbininde kullanılan ısıyı ortaya çıkarmak için nükleer enerji açığa çıkaran nükleer reaksiyonların kullanımıdır. Nükleer enerji santrali ise ısı kaynağı nükleer reaktör olan termal güç istasyonudur. Termal güç istasyonlarında elektrik üreten jeneratöre bağlı buhar türbinini çalıştıran buharı açığa çıkarmak için ısı kullanılır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu IAEA, 23 Nisan 2014 itibariyle 31 ülkede faaliyette olan 449 nükleer enerji santrali bulunduğunu enerji santrali ne kadar güvenli?MIT'de görev yapan bir bilim grubu, 2005 ve 255 yılları arası inşa edilmesi ve faaliyete geçmesi öngörülen nükleer santralleri inceledi. Bu incelemeye göre belirtilen dönem içerisinde 4 nükleer enerji santrali kazasının gerçekleşmesi öngörülüyor. Fakat MIT tarafından yapılan çalışmada 1970 yılından bu yana alınan güvenlik önlemleri hesaba katılmadı. Günümüze kadar toplamda 5 nükleer enerji santrali kazası meydana geldi. Bunlar 1979 yılındaki Three Mile Adası kazası, 1986'daki Çernobil reaktör kazası ve 2011'deki Fukuşima I Nükleer Santrali'ndeki üç kazadır. Buna göre dünyada ortalama her 8 yılda bir nükleer santral kazası meydana nükleer santraller son derece yüksek güvenlik önlemleri ile inşa ediliyor. Nükleer enerji santralleri nasıl patlıyor diye merak ediyorsanız bu patlamanın bir tür atom bombası patlaması şeklinde olmuyor. Çünkü nükleer enerji santrallerinde uranyum reaktörleri için kullanılan yakıt yeterince zengin değildir. Nükleer enerji santrallerinde kullanılan reaktörlerin birçoğu nükleer erimenin önüne geçebilmek için sürekli olarak ısı kontrolüne gereksinim duyar. Nükleer erime durumunda nükleer kaza meydana gelebilir ve kaza sonucu çevreye yayılan radyasyon bölgeyi yaşanmaz hale getirebilir. Nükleer enerji santralleri ayrıca nükleer madde hırsızlığı, askeri saldırı, uçak kazası ya da uçak kaçırma gibi faaliyetlere karşı korunmalıdır. Nükleer enerji santralleri savunucuları ne diyor?Dünya çapında nükleer enerji ile ilgili tartışmaların doruğa çıktığı yıllar kuşkusuz 1970 ve 1980'li yıllardı. Nükleer enerji taraftarı olanlar nükleer enerjinin karbon salınımın azaltan ve enerji güvenliğini artıran bir kaynak olduğunu söylüyor. Nükleer enerjiyi savunucuları nükleer enerjinin hava kirliliği yaratmadığını söylese de nükleer enerji atığı kısmını göz ardı ediyorlar. Bazı kişiler de nükleer enerjinin başka ülkelere olan enerji bağımlılığını ortadan kaldıran bir güç olarak tanımlıyor. Nükleer enerji santrallerine karşı çıkanların argümanı ne?Nükleer enerji karşıtları ise nükleer enerjinin insanlara ve çevreye olan zararlarına dikkat çekiyor ve nükleer enerjinin maliyetinin faydalarını meşrulaştırmadığını savunuyor. Nükleer enerji üretmek için yapılan uranyum madenciliği, işlemeciliği ve taşımacılığı, nükleer silahların yaygınlaşması ve sobtaj ihtimali ve radyoaktif nükleer atığı sorununun bir çözüme kavuşmaması ve santrallerde kullanılan sıcak suyun denize boşaltılması gibi faktörler de nükleer enerji karşıtlarının üzerinde durduğu kıstaslar. Saydığımız tüm olumsuz yönlerin en önemlisi kuşkusuz olası bir patlama ihtimali. Bazı eleştirmenler nükleer santraller konusunda ne kadar gelişme olursa olsun kazaların kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Nükleer enerji santrallerini konu alan uluslararası bir düzenleme var mı?Nükleer Hasar için Sivil Sorumluluğu konu alan Viyana Anlaşması nükleer sorumluluk için uluslararası bir çerçeve çiziyor. Fakat nükleer enerji santrallerinin büyük bir kısmının bulunduğu ABD, Rusya, Çin ve Japonya bu anlaşmanın ya da herhangi bir nükleer anlaşmanın tarafı nükleer ve radyolojik kazalar için sigorta ödeneği Price-Anderson Nükleer Endüstrileri Tazminat Yasası kapsamında değerlendiriliyor. Çernobil reaktör kazası nasıl ve ne zaman gerçekleşti?Nükleer enerji santrali kazalarının belki de en bilineni kuşkusuz Çernobil reaktör kazası. Nisan 1986'da meydana gelen kaza, tarihin en kötü nükleer kazası olarak da kayıtlara geçti. Kazadan hemen önce santraldeki reaktörlerden birinde bir deney yürütülüyordu. Deneyin amacı, santrale elektrik tedariği gerçekleştiren ana tedarikçinin devre dışı kalması durumunda reaktörün güvenliğini test etmekti. Deney başlatıldı ve reaktörün grafit moderatörünü havaya uçuran buhar patlaması meydana sonucu ortaya çıkan yangın, radyoaktif dumanı 10 gün boyunca atmosfere taşıdı. Radyoaktif duman Avrupa'nın büyük bir kısmına yayıldı. 3200 kilometrekare alanda yaşayan 350 bin kişi tahliye edildi. Kaza sonucu 31 kişi patlamadan, radyasyon zehirlenmesinden ve yüksek radyasyon oranından direkt olarak etkilenerek yaşamını yitirdi. Çernobil reaktör kazasından 2008 yılına kadar geçen sürede 57 küçük çaplı nükleer kaza daha gerçekleşti. Bu kazaların üçte biri ABD'de yaşandı. Fransa Nükleer Enerji Ajansı teknik gelişmelerin, nükleer enerji faaliyetlerinde insan hatası faktörünü ortadan kaldıramayacağını
Forumlar Haberler Gündem Dünya/Türkiye Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz..Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız. Türkiye ve Nükleer Enerji Konuyu başlatan SARKAT Başlangıç tarihi 16 Nisan 2013 Bu konuyu okuyanlar 1 Katılım 8 Mayıs 2008 Mesajlar 3,772 Reaksiyon puanı 65 Puanları 48 Kâinattaki bütün canlılar, fonksiyonlarını devam ettirmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. Canlılar bu enerjiyi ya kendi bünyelerinde üretirler veya dışarıdan hazır alırlar. Benzer şekilde ülkelerin de enerjiye ihtiyacı vardır. Yeraltı ve yerüstü kaynaklarına ve ekonomik durumlarına göre enerjiyi ya kendileri üretirler veya başka bir ülkeden satın alırlar. Enerjiyi üretmenin birçok yolu vardır. Meselâ fosil yakıt enerjisi kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil yakıtlar, hidroelektrik enerjisi nehirlere kurulan barajlar sayesinde suyun hareketinden yararlanarak elektrik üretimi, jeotermal enerji yeraltında magmada artan sıcaklık ile yeraltı sıcak sularından ve buhardan yararlanılarak elektrik üretimi, yenilenebilir enerji tabiattaki devri daimlerde var olan enerji akışını kullanarak elektrik üretimi. Bu kaynakların temeli de güneş enerjisidir. Rüzgâr enerjisi, biyokütle enerjisi, dalga enerjisi, gel-git enerjisi gibi kaynaklar da bu sınıfın içindedir. Bu enerji kaynaklarının en büyük özelliği çevre dostu olmalarıdır.[SUP]1[/SUP] Bütün bu enerji üretim yollarının her birinin avantajları olduğu gibi dezavantajları da vardır. Meselâ, yüksek verimde enerji elde edilebilen fosil yakıtlar, önemli ölçüde çevre kirliliğine sebep olur. Çevre dostu enerji kaynakları ise, istenilen verimlilikte değildir. Uzun süreli eğilimler dikkate alındığında dünya enerji talebindeki yıllık artış ortalama % 1,8dir. Milletlerarası Enerji Ajansının 2010 tarihli öngörülerine göre, 2030 yılında dünyanın enerji talebinin karşılanabilmesi için 20 trilyon ABD doların harcanması gerekmektedir.[SUP]2[/SUP] Toplam enerji üretim ve tüketimi göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye enerjide dışa bağımlı bir ülkedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2010 yılı verilerine göre üretilen toplam yerli enerji miktarı bin tep ton eşdeğer petrol iken, bin tep enerji dışarıdan satın Buna göre ülkemiz enerji üretimi açından % 80 oranında dışa bağımlıdır. Bundan dolayı ülkemiz enerjiyi en verimli şekilde üretme ve kullanmayı sağlayacak usulleri bulmak mecburiyetindedir. İhtiyacımızı karşılayacak enerji çeşitlerinden biri de nükleer enerjidir. Nükleer santraller ve çalışma prensipleri Nükleer santraller, radyoaktif madde kullanılarak elektrik enerjisi üretilen tesislerdir. Nükleer reaktör ise zincirleme çekirdek tepkimesinin başlatılıp sürekli ve denetimli bir şekilde sürdürüldüğü sistemlerdir. Nükleer reaktörler çoğunlukla nükleer enerjiyi başka bir tür enerjiye genelde elektrik enerjisine çeviren santraller olarak kullanılırlar. Nükleer reaktörlerin kalbinde atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunda büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Ağır atom çekirdeklerinin nötronlarla bombardımanı neticesinde, bu çekirdeklerin parçalanması sağlanabilir; bu tepkimeye fisyonadı verilmektedir. Örnek olarak; her bir Uranyum U çekirdeğinin parçalanma reaksiyonu sonucunda Kripton Kr, Baryum Ba gibi fisyon ürünleri, enerji ve 2-3 adet de nötron n açığa çıkmaktadır. Açığa çıkan üç nötrondan her biri bir başka uranyum çekirdeği ile reaksiyona girer. Bu reaksiyon zincirleme olarak sürekli devam eder. Reaktörün kalbinde elde edilen bu müthiş enerjiyi kontrol etmek için kontrol çubukları kullanılır. Kontrol çubukları, reaksiyonları belli bir seviyede tutarak aşırı miktarda enerji üretimini engeller. Elde edilen bu enerji suya ısı olarak aktarılır, su almış olduğu bu enerji sebebiyle faz değiştirir ve kızgın buhar hâline dönüşür. Daha sonra elektrik jeneratörüne bağlı olan buhar türbinine verilen bu buhar, türbin mili üzerinde bulunan türbin kanatları üzerinden geçerken daha önceden almış olduğu ısıl enerjiyi türbin milini döndürmek için kullanır. Bu mekanik dönme hareketi sonucunda alternatörlerde elektrik elde edilir. Türbinden çıkan, ısıl enerjisi basınç ve sıcaklığı azalmış buhar, tekrar kullanılmak üzere yoğunlaştırıcıda su hâline dönüştürülür. Tekrar reaktörün kalbine gönderilir. Yoğunlaştırıcı da, çevrede bulunan deniz, göl gibi su kaynaklarını soğutucu olarak kullanır.[SUP]2[/SUP] Dünyada nükleer santraller Birçok ülke riskleri olsa da, nükleer santraller kurmaktan vazgeçmemiştir. Ülkeler arasında büyük bir nükleer enerji rekabeti başlamış ve bugün hâlâ devam etmektedir. Tablo 1de, dünya üzerindeki bazı ülkelerin 2010 yılı itibariyle mevcut, inşa hâlindeki ve plânlanan santrallerinin sayısını ve üretim gücünü göstermektedir.[SUP]4[/SUP] Yukarıdaki tablodan büyük nükleer güce sahip ülkelerin çoğunun yeni nükleer santraller kurma peşinde olduğu görülmektedir. Son zamanlarda medyada, bazı ülkelerin nükleer enerjiden vazgeçme, nükleer santralleri kapatma plânlarından bahsedilmektedir. Bu örneklerden hareketle Türkiyede nükleer santral kurmanın sakıncalarına dikkat çekilmektedir. Hâlbuki örnek olarak gösterilen ülkelerin nükleer santrallerini kapatma plânlarının sebebi, nükleer enerji üretiminden vazgeçmek değil, kapatılan santrallerin yerine yeni santraller kurmak ve var olan santralleri büyütmektir. Zîrâ, nükleer santrallerin 30-40 yıl ömrü vardır. Bu yüzden 19601970 yıllarında kurulan nükleer santrallerin 20002010 yıllarında sökülmesi ve yerine yeni nükleer santrallerin yapılması plânlanmıştır. Gereksiz korkular Nükleer santrale karşı çıkan kişi ve gruplar, ülkemizde nükleer santral kurulmaması için Çernobili örnek göstermektedir. Fakat 26 Nisan 1986da Çernobilde yaşanan bu hâdisenin detaylarını incelersek çok düşük olan kaza ihtimalinin gerçekleşmesi için adeta uğraşıldığını görebiliriz. Gerekli emniyet tedbirlerinin alınmaması, bölümler arası koordinasyonun kurulamaması, teknikerlerin birbirlerinden habersiz bir şekilde reaktörün sıcaklığıyla oynaması, sistemin tehlike alarmları vermesine rağmen tatbikata devam edilmesi, reaktörde en az 27 kontrol çubuğunun bulunması gerektiğine dair kesin kurala rağmen, kontrol çubuklarının 6ya kadar düşürülmesi neticesi, reaktörün ısısı anormal seviyeye yükselmiş ve patlama gerçekleşmiştir.[SUP]5[/SUP] SSCBnin politik kaygılar yüzünden hâdiseyi bütün dünyadan saklaması ve gerekli tedbirleri alma konusunda yetersiz kalması, facianın büyümesine yol açmıştır. Felaketle başa çıkamayan SSCB hâdiseyi daha fazla saklayamamış, 10 gün sonra nükleer santralde sızma olduğu hakkındaki söylentileri doğrulamıştır. Santral kapatılmış ve ABDnin de desteğiyle üstü beton bir mezarla kaplanmıştır. Açılan soruşturma neticesinde, felâketin sebeplerinden biri olarak da santralin yanlış projelendirilmesi gösterilmiştir. Japonyada meydana gelen 9 şiddetindeki deprem sonrasında Fukushimadaki nükleer santralin sebep olduğu tehlike de örnek gösterilen durumlardan biridir. Türkiyenin de deprem ülkesi olması bazı çevrelerin, nükleer enerjiye karşı çıkmasına sebep olmuştur. Fakat, nükleer santral kurulması düşünülen yerler Sinop, Mersin/Akyüz ve Kırklareli Türkiyenin 4. ve 5. derece deprem bölgeleridir, dolayısıyla büyük ve yıkıcı bir deprem ihtimali oldukça düşüktür. Ayrıca santrallerin, en yüksek teknolojiyle son derece dayanıklı bir şekilde inşa edilecek olması da bu konudaki endişeleri yersiz kılmaktadır. Çevreyi kirletenler ve ihtiyacımıza cevap vermeyenler Nükleer enerjinin çevreyi kirlettiğine dâir bazı iddialar da bulunmaktadır. Enerjiyi elde etmek için mümkün olan en zararsız metodu kullanmak bir mecburiyettir. Kirletilen dünyamızı ve tabiatı koruma, her ferdin görevidir. Bu konuda fikir vermek için kömür santrallerini örnek verebiliriz. Yılda ton kömür tüketen, MW gücündeki bir kömür santrali*nin bir yılda çevreye yaydığı zararlı maddelerin miktarları Tablo 2de verilmiştir.[SUP] 6[/SUP] Şimdi de % 99,9 çevre dostu diye tabir ettiğimiz enerji kaynaklarının 2030 yılındaki ve yüzyıllar sonra erişebileceği enerji üretimine dâir tahmini değerleri Tablo 3te görebilirsiniz.[SUP]4[/SUP] Yenilenebilir enerji kaynaklarından elde edilen bu enerjinin her yıl % 2 artması, buna karşılık bu kaynakların toplam enerji tüketimi içindeki payının % 9dan % 8e, hattâ bazı tahminlere göre % 4e inmesi bekleniyor.[SUP]7[/SUP] Nükleer tesislerden enerji elde edilirken çevreye verilen zarar minimum seviyededir. 1000 MWlık bir nükleer santralde yılda ortalama 25 ton kullanılmış yakıt çubuğu atığı ortaya çıkar. Bu çubuklar yüksek sıcaklıkta cam eriyiği ile kaplanıp korunma altına alınırlar. Cam milyonlarca yıl çözünmeden kalabilen bir madde olduğu için radyoaktif maddeyi kolayca muhafaza edebilir. Kullanılmış yakıtlar, atık havuzu denilen havuzlarda toplanır. Bu havuzlar, bir nükleer tesisin 50 yıllık atıklarını muhafaza edebilecek kapasitede inşa edilir. Ömrü biten santral ile birlikte bu havuz ve içindeki yakıt, sadece basit bir güvenlik koruması ile yıllarca yerinde muhafaza edilebilir. Gerektiğinde çubukların bir kısmı yeniden işlenebilir. Bu yüzden dünya üzerinde nükleer enerjiyi en çok kullanan Fransa, Rusya gibi ülkeler dışarıdan kullanılmış çubuk ithal etmek istemekte; fakat hiçbir ülkenin bu çubukları satmak istememesinden dolayı alım yapamamaktadır. Kısacası bu ülkelerin nükleer atıkların peşinde koştuğu söylenebilir. Ciddi radyoaktif atık problemi, nükleer gücün insanlığın faydasına kullanılmadığı durumlarda ortaya çıkar.[SUP]8[/SUP] Çünkü bu durumlarda nükleer güç kontrolsüzdür ve atıkların muhafaza edilmesi veya temizlenmesi gibi bir imkân da söz konusu değildir. 2. Dünya Savaşında Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan atom bombaları, o şehirlerdeki binlerce insanı aynı anda öldürmüş ve tesiri çok uzun sürecek radyoaktif hasarlar vermiştir. Bu radyoaktif kirlenmenin temizlenmesi mümkün olmadığı için bu şehirlerin birer hayalet şehir hâline gelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bugün bütün insanlık teknolojik gelişmeyle kendisine sunulan beyaz eşya, bilgisayar, ulaşım vasıtaları gibi hayatı kolaylaştıran araç-gereçlerleenerjiye bağımlı hâle gelmiştir. Aynı şekilde hemen hemen bütün zirai ve sanayi üretim de enerji kullanılarak gerçekleşmektedir. Kısacası toplumların gelişmesi ve kalkınmasının temel kaynağı enerjidir. Ülkelerin enerji ihtiyacının karşılanması ve bunun çevreye zarar vermeden en verimli şekilde üretilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu kriterlere en uygun enerji, bugün için nükleer santrallerle elde edilendir. Fakat nükleer enerji iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Nükleer enerji eğer vicdanlı, insaflı, bütün varlıklara sevgi dolu ve ehil ellerde olursa, hiçbir tehlikesi söz konusu değildir. Ama aksi olursa bütün insanlar ve canlılar için korkunç bir tehdit oluşturabilir. Bu yüzden nükleer enerjiye bu perspektiften bakmak son derece önemlidir. Dipnotlar Dergisi Haziran 2011 sayısı ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Atomic Energy Agency, Nuclear Association, Chernobyl accident in 1986 - Causes and Consequences Lecture at the Institute of Physics and Astronomy, University of Aarhus, 30 November 1994, soruda Türkiyenin nükleer enerji sorunu - Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre TAEK eski başkanı, Prof. Dr. Ahmet Bayülken Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı Danışmanı, Prof. Dr. Şarman Gençay Nükleer Enerji Enstitüsü Dergisi Ağustos 2004 sayısı eki Nükleer Enerji Prof. Dr. Vural Altın CTRL + Q to Enable/Disable CTRL + Q to Enable/Disable Benzer konular Forumlar Haberler Gündem Dünya/Türkiye
NÜKLEER ENERJİNİN KULLANIM ALANLARI Gemi Reaktörü Yarı yavaşlatılmış epitermal nötronlarla çalışan bir reaktör tipidir. Fisyondan doğan hızlı nötronları tam yavaşlattıktan sonra kullanan reaktör tipine de termal reaktör denir. Söz konusu iki reaktör temelde aynıdır. Termal ve epitermal reaktörler arasındaki farklar sadece yapısal ayrıntılardır. Epitermal reaktör küçük ve hafif reaktör yapmak ihtiyacından doğmuştur. Bu sayede nükleer reaktör denizaltı teknesinin dar hacmine sığdırılabilmiştir. Tarihi Gelişme ve Bugünkü Durum II. Dünya savaşı içinde Amerika Birleşik Devletleri atom programının tek hedefi bomba yapmaktı. Savaştan sonra denizaltıların nükleer tahriki birinci öncelikli askeri projelerden biri oldu. Soğuk savaşın giderek kızıştığı o günlerde Amerikan yönetimi tekrar silahlanmaya başladı. bu kez denizaltı reaktörü yapmak! Denizaltı termal reaktörü Mark 1 1950 yılında oldu. Bu, sıfır güçlü bir model reaktördü. 1951 yılında aynı modelin S T R koduyla anılan daha büyük bir protipi hazırlandı. Henüz reaktör tam anlamıyla ortaya çıkmadan onu taşıyacak denizaltının yapımına da başlandı. Nautilus isimli ilk nükleer denizaltının omurgasının 14 Haziran 1952 günü kızağa konması töreninde devlet Başkanı Harry Truman şöyle sesleniyordu; ”Donanmanın nükleer tahriki 120 yıl önce buhar makinasının ön ayak olduğu ölçüde bir devrim yaratacaktır.” Gerçek büyüklükte ilk Denizaltı Termal Reaktörü 1953 yılında oldu. Onu taşıyacak Nautilus de 1954’de denize indirildi. Gemi o güne kadar denizaltında alışılmış hızı iki katına, 20-25 mile çıkardı; 120 m olarak bilinen en çok dalma derinliğinin altına indi; 50 gün su altında kalabileceğini, bu süre içinde bir dünya turuna denk 30000 mil yol alabileceğini kanıtladı. Tayfa için gerekli oksijeni deniz suyunun elektrolizinden üretiyordu. 1958 Martı’nda aynı tekne Kuzey Kutbu’nu buz kabuğu altından geçerek tarihin unutulmaz bir başarısını simgelemiştir. Klasik denizaltılara oranla nükleer denizaltılar küçüktü. Haliyle tahrip gücü de az idi. 1960 yılında yepyeni bir silah, nükleer başlıklı Polaris füzeleri nükleer denizaltılara yüklendi. 1960 Eylülü’nde Amerika Enterprise isimli ilk nükleer uçak gemisini, 1960 Ekimi’nde İngiltere Dreadnougt isimli ilk denizaltısını denize indirdiler. Hotel tipi ilk Sovyet denizaltıları da bu tarihlerde denize indirilmiştir. ABD’ye ait Thresher nükleer denizaltısı 10 Nisan 1963 günü yaptığı bir derin dalış denemesinden su yüzüne çıkamayarak, Amerika Birleşik Devletlerinin kuzeydoğu sahillerinin 200 mil açıklarında kaybolup gitmiştir. Bu kaza gemide bulunan 129 denizcinin hayatına mal olmuştur. 1968 yılında ikinci nesil Sovyet nükleer denizaltısı olan Yankee’ler yapılmıştır. Amerikan nükleer denizaltlarının ikinci nesli olan Poseidon’ların ilki ise 1971 yılında yapılmıştır. Aynı yıl Fransızlarda ilk nükleer denizaltları Le redoutable’u hizmete sokmuşlardır. 1974 yılında Sovyet Rusya üçüncü nesil Delta’ları hizmete girmiştir. 1980’lerin başlarında Sovyetler SS-N-X 17’i ve amerikanlar Trident denizaltısını yapmışlardır. 1978 yılında 105 nükleer denizaltı hizmette görünüyordu. Bunların taşıdığı bayrağa göre dağılımları şöyleydi Sovyetler Birliği 54, ABD 41, Fransa 5, İngiltere 4, Çin 1. Rus denizaltlarının sayısal üstünlüğüne karşın Amerikan denizaltlarının yüksek performanslarıyla ve silahlarının hedef hassasiyetiyle daha büyük vurucu güç oluşturarak üstünlük sağlamıştır. Sivil nükleer gemilerin öncüsü 1959 yapımı Lenin buz kırandır. Bunu her biri değişik ülkelere ait üç yük gemisi izlemiştir 1962 yılında Amerika’da Savannah, 1968 yılında Batı Almanya’da Otto Hahn ve 1974 yılında Japonya’da Mutsu... Savannah ve Mutsu reaktörlerindeki sızıntılar nedeniyle yıllardır hareketsizdirler. İçlerinde en uzun hizmet vereni 16900 BRT kapasiteli Otto Hahn kuru yük gemisidir. 1970’lerin kapanış yıllarında denizlerdeki reaktör sayısı, 122 dolaylarındadır. Yani karadaki nükleer santral reaktörlerinin yarısı kadardır. Uydularda Hızlı Üretken Reaktörler Tarihi Gelişme Hızlı üretgen reaktörün çabuk geçiştirilen bir cazibesi de hacimce ve ağırlıkça küçük olmasıdır. Bu da onu uydularda ısı ve elektrik kaynağı olarak kullanılmasını çekici kılmıştır. 3 Nisan 1965, nükleer reaktörün uzaya ilk gönderiliş tarihidir. SNAP-10 A diye anılan 50 kWt gücünde deneysel reaktör “snapshot” isimli uyduyla o gün fırlatılmıştır. Atılıştan 10 saat sonra reaktör uzaktan kumanda ile çalıştırılmış ve müteakip 2,5 saat içinde tam güce çıkarılmıştır. 6 gün sonra, her şey yolunda gittiği için, yerden kontrol iptal edilerek reaktör kendi öz kontrolüne terk edilmiştir. Fakat 43 gün sonra uydudaki voltaj ayarlayıcısının bozulması üzerine reaktör beklenmedik şekilde durmuş ve bir daha çalıştırılamamıştır. Yapılan hesaplamalara göre uydu dünyaya 4000 yıl sonra düşecektir. günümüze dek uzayda başka nükleer reaktör denememiştir. Uydularda cihazların çalışması için gerekli ısı ve elektrik çoğunlukla güneşten sağlanmaktadır. Sovyetler Birliğinin uzaya çok daha fazla sayıda nükleer reaktörler göndermiştir. bunun ilk kanıtını 24 Ocak 1978 günü, Kanada’ya düşen Cosmos 954 isimli uydu oluşturur. Enkazın toplanan parçalarından birinde 500 röntgen/saat gibi yüksek bir radyoaktivitenin ölçülmesinden, onun bir nükleer reaktöre ait olduğu kanısına varılmıştır. Nitekim bu husus daha sonra Sovyetler birliği tarafından da doğrulanmıştır. Söz konusu uydu Sovyetlerin her iki ayda bir muntazaman fırlattıkları okyanus keşif ve denetleme uydularından biridir. 18 Eylül 1977 günü fırlatılmış, 26 Ekim günü kontrolden çıkarak alçalmaya başlamıştır. Nihayet 2060. turunda 24 Ocak günü atmosfere girerek yanmıştır. Enkazın parçaları Kanada’nın kuzeyinde buzlarla kaplı ıssız tundralara 1000 km bir doğru boyunca yayılmıştır. Ölen veya yaralanan olmamıştır. Karadan ve havadan yapılan aramalar 10 Nisan 1978 tarihine kadar sürdürülmüş, bu amaçla toplam 4634 saat keşif uçuşu yapılmıştır. Bulunabilen parçaların 17 tanesinde radyoaktivite bulaşıklığı saptanmıştır. Okyanus keşfi uyduları, gemileri her türlü hava şartında görmeyi sağlayan çok güçlü bir radar taşıdığından elektrik gereksinimleri fazla olmaktadır. Bu tür uydulara Sovyetlerin nükleer reaktör koymalarının nedeni budur. Nükleer reaktörle donatılmış ilk Sovyet uydusu 1974 yılında fırlatılmıştır. Her uydu 280x260 km yarı eksenli eliptik yörüngede iki ay görevde kaldıktan sonra 6 m boyundaki reaktör modülü kendisinden ayrılmakta ve özel roketi vasıtasıyla 950 km yüksekte, yüzlerce yıl tutunabileceği “ölü araçlar parkına” çekilmektedir. İşte bu manevradır ki Batı’da, Rusların uzaya reaktör fırlatmakta oldukları söylentilerini başlatmıştır.
Türkiye’de Nükleerin Tarihi Türkiye’nin nükleer tarihi 1956 yılında kurulan Atom Enerjisi Komisyonu ile başlamıştır. Akabinde 1957 yılında Uluslar Arası Atom Enerjisi Ajansı kurucu üyeliği ile nükleer serüvenimiz uluslar arası boyut kazanmıştır. 1956-2017 yılları arasında geçen her hükumet, nükleer santral kurmayı bir memleket meselesi olarak görmüş ancak bu amaca ulaşılamamıştır. Geçmişte dört farklı nükleer santral ihalelerinde darbeler, uluslararası baskılar ve proje finansmanında yaşanan sıkıntılardan kaynaklı olarak sonuçlandırılamamıştır. Cumhuriyetimizin kurulduğu 1923’ten günümüze kadar geçen 94 yılda 63 hükumet kurulmuştur ve hükumetlerin ortalama ömrü 1,5 yıldır. Nükleer santral gibi onlarca yıl süren büyük projeler uzun dönemli siyasi istikrara ihtiyaç duyar ve 1,5 yıllık hükumet ömrü bu projeler için çok kısadır. Türkiye’nin nükleer enerji tarihi Türkiye’de Nükleer Enerjinin Tarihçesi 1955 Türkiye ve ABD arasında bir ikili işbirliği anlaşması imzalanmıştır. 1956 Başbakanlığa bağlı bir “Atom Enerjisi Komisyonu” kurulmuştur. 1957Türkiye, Birleşmiş Milletlerin bir kuruluşu olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı UAEA’nın üyesi olmuştur. 1962 Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezince 1 MW gücünde TR-1 adında “Havuz” tipi bir deney reaktörü işletmeye alınmıştır. 1970 Elektrik sektörü yeniden düzenlenerek Türkiye Elektrik Kurumu TEK kurulmuş ve o zamana kadar EİE ve Etibank tarafından yürütülen işler tek elde toplanmıştır. 1972 TEK’e bağlı olarak kurulan Nükleer Enerji Dairesi çalışmaya başlamıştır. 1976 Başbakanlık Atom Enerjisi Komisyonu tarafından Akkuyu Sahası için “yer lisansı” verilmiştir. 1976 3 İsviçre ve 1 Fransız firmasından oluşan bir müşavir-mühendislik konsorsiyumu ile işbirliği halinde proje ve ihale şartnameleri hazırlanmıştır. 1980 Türkiye, Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması olan NPT’yi onaylayarak nükleer silah imal etmeyeceğini ve bunların yayılmasına da aracı olmayacağını taahhüt etmiştir. 1981 Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile Güvence Safeguards anlaşması, yani Türkiye’deki nükleer santrallerin barışçıl anlaşmalara yönelik işletilip işletilmediğini tespit etmek üzere Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı uzmanlarının kontrolünü kabul eden anlaşma imzalanmıştır. 1982 Türkiye Atom Enerjisi Kurumu TAEK kurulmuştur ve lisanslama otoritesi olarak görevlendirilmiştir. 1983 tarihinde yayınlanan bir kanun hükmünde kararname ile “Nükleer Elektrik Santralleri Kurumu, NELSAK’ın kurulması karara bağlanmıştır. Bununla beraber, yeni seçilen hükümet söz konusu kararnameyi yürürlüğe koymamış ve NELSAK’ın kuruluşu gerçekleşmemiştir. 1984 Türkiye OECD Nükleer Enerji Ajansı NEA’na üye olmuştur. 1986 Çernobil nükleer santral kazasının yarattığı olumsuz ortam dolayısıyla Türkiye’de nükleer santrallerle ilgili çalışmalar askıya alınmıştır. 1988 TEK Nükleer Santraller Dairesi Başkanlığı kapatılmış ve altındaki tecrübeli ve eğitimli personel kadrosunun bir bölümü TEK içinde dağıtılmış, önemli bir kısmı da TEK’den ayrılmıştır. 1993 Akkuyu Nükleer Santralı Projesi Resmi Gazete’de yayınlanarak tekrar yatırım programına alınmıştır. 1994 Nükleer güç santralı ile ilgili olarak, dünyadaki güncel durumu değerlendirmek, Türkiye için öneride bulunmak ve teknik şartnameleri güncelleştirmek ve hazırlamak üzere bir danışman firma seçimi için teklif istenmiştir. 1995 İhale öncesi çalışmaları gerçekleştirmek için KAERI ve Türkiye’nin GAMB firmaları ile bir sözleşme imzalanmıştır. 1996 Akkuyu Nükleer Santralı için uluslararası ihaleye çıkılmıştır. 1997 İhale tekliflerin değerlendirilmesi ve sözleşme görüşmeleri müşavirlik hizmetleri için davet usulü ile uluslararası ihaleye çıkılmıştır. 1997 Tarihinde Akkuyu Nükleer Santralı için, 3 konsorsiyumdan teklif alınmıştır 2000 Bu ihale de, çeşitli sebeplerden dolayı kararın açıklanması 8 kez ertelendikten sonra, Bakanlar Kurulu Kararı ile iptal edilmiş ve ikinci defa kurulmuş olan TEAŞ Nükleer Santrallar Dairesi Başkanlığı tekrar kapatılmıştır. 2002 Başbakanlığa bağlı lisanslama otoritesi olarak görev yapmakta olan “Türkiye Atom Enerjisi Kurumu TAEK”, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlanmıştır. 2004 Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Türkiye Atom Enerjisi Kurumu TAEK, inşasına 2007 yılında başlanacak ve ilk ünite 2012 yılında devreye girecek şekilde toplam 5000 MWe’lik üç nükleer reaktör yapılacağını açıklamıştır. 2004 TAEK; Sinop’ta birçok tesisten oluşan bir Nükleer Teknoloji Merkezi’nin SNTM kurulmasına yönelik çalışmaları başlattığını açıklamıştır. 2005 Ankara Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi ANAEM ve Ankara Nükleer Tarım ve Araştırma Merkezi ANTAM birleştirilerek Sarayköy Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi SANAEM şeklinde adlandırılmıştır. 2005 TAEK tarafından saha belirleme çalışmalarının yapılmakta olduğu açıklanmıştır. 2006 TAEK, nükleer santralın nereye yapılacağı konusunda Türkiye genelinde detaylı teknik incelemelerde bulunduğunu, 43 kriteri dikkate alarak, santral kuruluş yeri olarak 8 yer belirlendiğini açıklamıştır. 2006 Nisan ayında, Türkiye’nin ilk nükleer santralı sahası olarak Sinop’un seçildiği açıklanmıştır. 2007 Bilim Teknoloji Yüksek Kurulunun kararı ile TAEK tarafından Ulusal Nükleer Teknoloji Geliştirme Programı 2007-2015 başlatılmıştır. 2007 Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun Tasarısı” mecliste kabul edilerek yasalaşmıştır. 20 Kasım 2007 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. 2008 Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt TETAŞ Genel Müdürlüğü, Mersin Akkuyu’da kurulacak nükleer güç santrali için “yarışma” adını verdiği bir elektrik satın alma ihalesine çıktı. 24 Eylül 2008 tarihinde yapılan “yarışmada” sadece Atomstroyexport-Inter Rao-Park Teknik grubu Rus tipi VVER tasarımı ile teklif vermiştir. 2009 Danıştay Nükleer Güç Santrallerinin Kurulmasına yönelik yasanın yer tahsisi’ ve birim satış fiyatı’ konularını kapsayan iki maddenin daha yürütmesini durdurmuştur. 2009 Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt TETAŞ, 24 Eylül 2008 tarihinde gerçekleştirilen yarışmayı iptal ettiğini açıklamıştır. 2010 Rusya ve Türkiye “Türkiye’de Nükleer Santral Tesisi Konusunda İşbirliği Ortak Beyannamesi” başlığında bir anlaşmaya imza atmıştır. 2010 12 Mayıs’ta Türkiye ile Rusya hükümetleri arasında “Akkuyu Sahasında Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliği Anlaşması” imzalanmıştır. 2010 15 Temmuz tarihinde Türkiye ile Rusya arasında Akkuyu’da nükleer güç santralinin tesisi ve işletiminde işbirliğine dair imzalanan anlaşma TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. 20 Temmuz 2010 tarihinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tarafından onayladı. 2013 3 Mayıs tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti ile Japonya Hükumeti arasında Sinop’ta NGS tesisine ve işletimine dair anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya istinaden 1120 MW gücünde 4 reaktör toplam 4480 MW kurulacaktır. Aralık 2013 tarihinde Akkuyu’nun “Güncellenmiş Yer Raporu” TAEK tarafından uygun bulunmuştur. Aralık 2014 tarihinde Akkuyu NGS için Çevre Etki Değerlendirmesi ÇED Raporu olumlu kararı alınmıştır. Şubat 2017 tarihinde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu TAEK tarafından, Akkuyu NGS için Saha Parametreleri Raporuna onay verildi. Haziran 2017 Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu EPDK Akkuyuya Elektrik Üretim Lisansı verdi. Ekim 2017 tarihinde TAEK’ten Akkuyu NGS ilk ünitesi için “Sınırlı Çalışma İzni” alındı. Mart 2018 tarihinde Rusya’da nükleer mühendislik alanında eğitim alan ilk grup öğrenciler mezun oldu. Nisan 2018 tarihinde TAEK tarafından Akkuyu NGS’nin inşası için İnşaat Lisansı’ verildi. tarihinde Akkuyu NGS ilk beton dökülmüştür. tarihinde Akkuyu NGS’nin ikinci ünitesi için “Sınırlı Çalışma İzni” alındı.
türkiye de nükleer enerji kullanılmasının sosyal avantajları ve dezavantajları