NebeSuresi (Amme Yetesaelune) Nebe Suresi (Arapça: سورة النبأ) Kur'an-ı Kerim'in 78. suresidir. Mekke'de Me'aric Suresi'nden sonra nazil olmuştur. Sure 40 ayetten oluşur. Sure ismini haber verme anlamına gelen nebe kelimesinden alır.
Şimdibu hatunları siktiğini hayal ederek 31 . Türkiye'nin en kullanışlı porno video izleme sitesine hoş geldiniz arkadaşlar! Amentü duası ve anlamı Amerika nın en iyi üniversiteleri Amerika - ISEWorld. Amme Suresi Arapça Türkçe Okunuşu ve Meali - Nebe Suresi
Haberler Yaşam Haberleri NEBE SURESİ OKUNUŞU - Nebe Suresi Arapça Yazılışı, Amme Duası Türkçe Anlamı, Meali Ve Tefsiri Giriş Tarihi: 26.4.2022 13:17 Son Güncelleme: 26.4.2022 13:17
NebeSuresi (Arapça: سورة النبأ) Kurân-ı Kerîm'in 78. suresidir. Mekke'de Me'aric Suresi'nden sonra nazil olmuştur. Sure 40 ayetten oluşur. Sure ismini haber verme anlamına gelen nebe kelimesinden alır. Nebe' Suresi'nde Allah’ın kudretinden, yer yüzündeki tabiat olaylarından, kıyamet gününden, Allah’ı inkar
Rahman Suresi Arapça ve Türkçe okunuşu - Haber 7. Rahman Suresi Arapça ve Türkçe okunuşu - Haber 7. Rahman suresi sayfadan başlıyor ve sayfada sona eriyor. 31/05/ · Rahman Suresi, Kur'an-ı Kerim`de kaçıncı sıradadır? * Rahman Suresi Nerede İndirildi ve Kur'an-ı Kerim`de Kaçıncı Reviews: 1 Rahman Suresi, Kuran`da sıradadır.
uWFT. Nebe suresi Kur’an’da 78. suredir ve 40 ayetten oluşur. Nebe kelime olarak haber manasına gelir ve surede geçtiği için surede ismini buradan almıştır. Ayırca Nebe suresi “Amme yetesaelûn” ayeti ile başladığından bu isimle de bilinmektedir. Nebe suresi türkçe okunuşu ve anlamı sayfamızda yer almaktadır. Nebe suresinin ayetleri kısa olduğu için namazlarda da okunan bir suredir, sadece son 4 ayeti biraz uzundur. Nebe Suresi Okunuşu Bismillahirrahmânirrahîm. 1- Amme yetesâelûn 2- Ani-nnebe-i-l’azîm 3- Ellezî hum fîhi muhtelifûn 4- Kellâ seya’lemûn 5- Śumme kellâ seya’lemûn 6- Elem nec’ali-l-arda mihâdâ 7- Velcibâle evtâdâ 8- Ve halaknâkum ezvâcâ 9- Ve ce’alnâ nevmekum subâtâ 10- Ve ce’alnâ-lleyle libâsâ 11- Ve ce’alnâ-nnehâra me’âşâ 12- Ve beneynâ fevkakum seb’an şidâdâ 13- Ve ce’alnâ sirâcen vehhâcâ 14- Ve enzelnâ mine-lmu’sirâti mâen śeccâcâ 15- Linuhrice bihi habben ve nebâtâ 16- Ve cennâtin elfâfâ 17- İnne yevme-lfasli kâne mîkâtâ 18- Yevme yunfehu fî-ssûri fete/tûne efvâcâ 19- Vefutihati-ssemâu fekânet ebvâbâ 20- Ve suyyirati-lcibâlu fekânet serâbâ 21- İnne cehenneme kânet mirsâdâ 22- Littâgîne meâbâ 23- Lâbiśîne fîhâ ahkâbâ 24- Lâ yezûkûne fîhâ berden velâ şerâbâ 25- İllâ hamîmen ve gassâkâ 26- Cezâen vifâkâ 27- İnnehum kânû lâ yercûne hisâbâ 28- Ve kezzebû bi-âyâtinâ kizzâbâ 29- Ve kulle şey-in ahsaynâhu kitâbâ 30- Fezûkû felen nezîdekum illâ azâbâ 31- İnne lilmuttekîne mefâzâ 32- Hadâ-ika ve a’nâbâ 33- Ve kevâ’ibe etrâbâ 34- Ve ke’sen dihâkâ 35- Lâ yesme’ûne fîhâ lagven velâ kizzâbâ 36- Cezâen min rabbike atâen hisâbâ 37- Rabbi-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ-rrahmâni lâ yemlikûne minhu hitâbâ 38- Yevme yekûmu-rrûhu velmelâ-iketu saffân lâ yetekellemûne illâ men ezine lehu-rrahmânu ve kâle savâbâ 39- Zâlike-lyevmu-lhakku femen şâe-ttehaze ilâ rabbihi meâbâ 40- İnnâ enzernâkum azâben karîben yevme yenzuru-lmer-u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlu-lkâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ Nebe Suresi Anlamı Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın ismiyle. 1- Birbirlerine neyi soruyorlar? 2, 3- Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi mi? 4- Hayır, ileride bilecekler. 5- Yine hayır; ileride bilecekler. 6, 7- Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? 8- Sizleri erkekli-dişili eşler halinde yarattık. 9- Uykunuzu bir dinlenme sebebi kıldık. 10- Geceyi sizi örten bir elbise yaptık. 11- Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. 12- Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. 13- Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık. 14, 15, 16- Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. 17- Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir. 18- Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz. 19- Gök açılır ve kapı kapı olur. 20- Dağlar yürütülür, serap haline gelir. 21, 22, 23- Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. 24- Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! 25, 26- Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. 27- Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. 28- Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı. 29- Biz ise, her şeyi bir kitapta Levh-i Mahfûz’da tamamıyla sayıp tespit ettik. 30- Kafirlere şöyle denilir “Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız.” 31, 32, 33, 34- Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. 35- Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan. 36, 37, 38- Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân’dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh’un Cebrail’in ve meleklerin saf duracakları gün Allah’a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân’ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. 39- İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar. 40- Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkarcının, “Keşke toprak olaydım!” diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık. Konusu Nebe Suresinde genel olarak kıyametten, öldükten sonra dirilmeden, ölümden sonra görülecek olan hesap, ceza ve mükafat konularından bahsedilmiştir. Ayrıca Allah’ın varlık ve kudretini gösteren deliller ve meleklere de yer verilmiştir.
37. Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi Rahman olan Allah; O'na hitap etmeye güç yetiremezler. 38. Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışında olanlar konuşmazlar. Konuşacak olan da, Doğruyu söyleyecektir. 39. İşte bu, hak gündür. Şu halde dileyen Rabbine bir dönüşyolu edinsin. 40. Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık. Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün, kafir olan da "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek. NEBE SURESİ TEFSİRİ Nebe’ “önemli haber” demektir. Burada ise “kıyamet haberi” anlamında kullanılmıştır. Kıyamet gününde evrendeki mevcut kozmik düzenin bozulması, Allah’tan başka var olan her şeyin yok olması, öldükten sonra yeniden dirilme, hesaba çekilme vb. önemli olaylar meydana geleceği için onunla ilgili bilgilere “büyük haber” denilmiştir. “Haberden maksat kıyamet olayları değil onu bildiren Kur’an’dır veya Hz. Muhammed’in peygamberliğidir” diyenler de vardır Ateş, X, 286; krş. Sâd 38/67. Tefsirlerde anlatıldığına göre Hz. Peygamber müşriklere Allah’ın birliğinden ve öldükten sonra dirilmenin gerçekleşeceğinden bahsedip de onlara Kur’an âyetlerini okuyunca, “Muhammed ne getirdi? Neler anlatıyor?” diye birbirlerine sormaya başlamışlar, bunun üzerine açıklanan âyetler inmiştir Şevkânî, V, 419-420. İnsanlığın yaşamasına uygun bir duruma getirilmiş olan yerküresi, üstünde insanların oturup kalkmasına, yatıp uyumasına elverişli olan döşeğe benzetilirken dağlar da arzı dengede tutmak için çakılmış kazıklara benzetilmiştir. Çünkü dağlar yer yuvarlağının dengesini sağlamaktadır. bk. Kur’an Yolu, Nahl 16/15. Dağların, içinde madenlerin bulunması, suların birikmesi, üstünde çeşitli bitki ve ormanların oluşması vb. sayılamayacak kadar çok jeolojik, biyolojik ve hayatî faydaları vardır. Allah Teâlâ, dağlarla dengesini sağladığı bu yeryüzünde insanların huzur ve sükûn içerisinde mutlu bir şekilde yaşamaları ve nesillerini devam ettirmeleri için onları erkekli dişili çiftler olarak yaratmıştır; 8. âyet bunu ifade eder krş. Rûm 30/21; Necm 53/45. “Dinlenme vesilesi” diye çevirdiğimiz sübât kelimesi sözlük manaları yanında mecaz olarak “ölüm” anlamında da kullanılmaktadır. Uyku bir dereceye kadar hareket ve faaliyeti kestiği için ölüme benzetilerek ona da sübât denmiştir Zemahşerî, IV, 207; Şevkânî, V, 421. “Üstünüzde yedi kat sağlam gök yaptık” meâlindeki 12. âyet bazı farklılıklarla Kur’an’da birkaç defa geçmiş, oralarda gereken açıklama yapılmıştır meselâ bk. Kur’an Yolu, Bakara 2/29; Mülk 67/3. Gökleri, alev alev yanarak dünyayı aydınlatan güneşi, bolca yağmur indirerek yeryüzünde birçok nimetin yetişmesine ve hayatın devam etmesine vesile olan bulutları yaratan yüce kudret, mahiyeti ve sistemiyle yeni bir âlem kurmaya elbette kadirdir; işte o âhiret âlemidir. “Ayırım günü”nden maksat hakkın bâtıldan, haklının haksızdan, müminin inkârcıdan ayırt edileceği ve dünyada yapılanların karşılığının verileceği büyük hesap günüdür. Cenâb-ı Allah’ın belirlediği ve yalnız kendisinin bildiği kıyametin zamanı geldiğinde insanlar ve diğer bütün canlılar bir araya gelecek ve yüce Allah onların arasında hükmünü verecek, böylece dünyada işlenmiş bütün haksızlıklar karşılığını bulacak, kusursuz adalet gerçekleşecektir. İşte o güne “ayırım günü” veya “hüküm günü” denmesinin sebebi budur. Bu âyet “Şüphesiz buluşma günümüz aynı zamanda hüküm günü olacaktır” şeklinde de anlaşılabilir. O gün sûra üflenince insanlar kabirlerinden kalkıp bölük bölük mahşer yerinde toplanacaklardır sûr hakkında bilgi için bk. Kur’an Yolu, Enâm 6/73; Hâkka 69/13. Sûrenin başından buraya kadar Yüce Allah’ın kudretini gösteren deliller sıralanarak yeniden dirilmenin gerçekleşeceği açıkça ortaya konduktan sonra inkârcıların âhiretteki durumları ele alınmıştır. Mülk sûresinin 8. âyetinde canlı bir varlık gibi tasvir edilerek neredeyse öfkesinden çatlayacak duruma geleceği bildirilen cehennem, burada da pusuda düşmanı gözetleyen bir savaşçı gibi tasvir edilmekte ve böylece günahkârlar âhirette kendilerini bekleyen büyük tehlike konusunda uyarılmaktadır. 23. âyetteki ahkāb kelimesi “belirsiz uzun süre” anlamına gelen hukubun çoğuludur. Bu kelimenin cehennem azabının süresiyle ilgili olması, İslâm âlimleri arasında önemli bir görüş ayrılığının ortaya çıkmasında etkili olmuştur. İlk dönemlerden itibaren aralarında Hz. Ömer, Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas’ın da bulunduğu bazı sahâbiler, Abd. b. Humeyd ve Şabi gibi bazı tâbiîn âlimleri, sonraki nesillerden İbn Teymiyye ve İbnü’l-Vezîr gibi sünnî âlimler ile İbnü’l-Arabî ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi bir kısım mutasavvıflar, diğer bazı âyetler yanında meselâ bk. Enâm 6/128; Hûd 11/106-108, özellikle “Orada yıllar ve yıllar boyu kalırlar” meâlindeki konumuz olan 23. âyete, ayrıca Allah’ın rahmetinin her şeyi kuşattığını Arâf 7/156, rahmetinin azabına üstün geldiğini, azabını geçtiğini Buhârî, “Tevhîd”, 15, 55; Müslim, “Tevbe”, 14-16 bildiren âyet ve hadislere dayanarak cehennemin ve / veya cehennem azabının, uzun asırlar ifade eden bir sürenin ardından sona ereceğini yahut içindekilerin azaptan etkilenmeyecek hale geleceklerini düşünmüşlerdir. Ehl-i sünnet âlimlerinin büyük çoğunluğu ise diğer bazı deliller yanında, Kur’an-ı Kerîm’in ilgili birçok yerinde sık sık ebedîlik anlamı içeren “hulûd” ve “ebed” kavramlarının kullanılmasına ve daha başka delillere dayanarak, inkârcılar ve müşrikler için cehennem azabının sonsuzluğunu savunmuşlardır bu konuyla ilgili tartışmalar ve ileri sürülen deliller hakkında geniş bilgi için bk. Yusuf Şevki Yavuz, “Azap”, DİA, IV, 305-309; Bekir Topaloğlu, “Cehennem”, VII, 231-232. Ağırlıklı yoruma göre 29. âyette kayıt altına alındığı bildirilen “her şey” ile insanların sorumluluğu gerektiren inanç ve amelleri, iyilik ve kötülükleri; bunların kaydedildiği “kitap” ile de amel defteri veya levh-i mahfûz kastedilmiştir. Âyet, insanların dünyada yaptıklarından hiçbir şeyin Allah’a gizli kalmayacağını, yaptıkları her şeyden hesaba çekileceklerini gösterir. Hesapları görüldükten sonra yukarıda kendilerinden “azgınlar”, “hesaba çekileceklerini beklemeyenler” ve “Allah’ın âyetlerini yalanlayanlar” diye söz edilenlere, “Tadın artık! Bundan sonra size arttırarak vereceğimiz şey ancak azaptır” diye hitap edilir. Hz. Peygamber’in, Kur’an’da en ağır hitabın bu âyet olduğunu söylediği rivayet edilmiştir Kurtubî, XIX, 182. Durumu açıklayan başka âyetlere göre onların derileri yandıkça yenilenecek Nisâ 4/56, cehennemin ateşi hafifledikçe de ateş arttırılarak azapları devam edecektir İsrâ 17/97. Yeri geldikçe belirtildiği, özellikle bir kutsî hadiste de ifade buyurulduğu üzere, 31. âyette “müttakiler” şeklinde anılan itaatkâr müminler için âhirette hazırlanan nimetler, lütuf ve ikramlar “gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve hiçbir beşer aklının tam olarak tasavvur edemeyeceği türdendir” Buhârî, “Tevhîd”, 35; Müslim, “Îmân”, 312. Çünkü bütünüyle âhiret gayb alanıdır; gaybı da Allah’tan başkası bilemez bk. Bakara 2/3. Bununla birlikte, Allah Teâlâ, kullarının uhrevî nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmelerini sağlamak ve onlarda bir arzu uyandırmak için, birçok âyette olduğu gibi burada da idrak ve anlama gücüne göre temsilî bir anlatımla bu dünyada en çok ihtiyaç duydukları, arzuladıkları, sevdikleri nesneler ve hazlardan örnekler vermiştir. Bu anlatımda Kur’an’ın ilk muhataplarının beklentilerinin dikkate alındığı da söylenebilir; kezâ bu anlatımdan, âhirette cennete girmeyi hak eden her bir insana, dünyadaki ameline, zihnî ve ruhî kemaline, mutluluk anlayışına ve beklentisine göre neleri istiyor ve bekliyorsa onların verileceği sonucunu çıkarmak da mümkündür ayrıca bk. Fussılet 41/30-33. “Bunlar rabbinin bol bol lutfettiği karşılıktır, bağıştır” diye tercüme ettiğimiz 36. âyete, “Bunlar rabbinden, amellerine göre hesap ve takdir edilmiş bolca mükâfatlardır” şeklinde de mâna verilmiştir İbn Âşûr, XXX, 47-48. Burada kapalı bir şekilde ifade edilmiş olan amellerin karşılığının, başka âyetlerde Allah’ın lutfu olarak on katı Enâm 6/160, 700 katı Bakara 2/261, hatta hesapsız Zümer 39/10 bir şekilde kat kat verileceği bildirilmiştir. 26. âyette azgınlara verilecek cezanın dünyada yaptıklarına uygun bir karşılık olduğu bildirilmişti. Burada da müminlerin yaptıklarına karşılık olarak verilecek ödülün Allah’ın bolca lutfu ve bağışı olduğu belirtilmektedir. 36. âyette müminlere âhirette verilecek nimetlerin niceliğini bildiren hisâben kelimesi, “çok, bol bol, yeter deyinceye kadar” şeklinde yorumlandığı gibi, “yeterli, kâfi miktarda, amellerin miktarına göre, hak edişe göre” şeklinde de açıklanmıştır. Ancak meâlde biz, kısmen birbirinden farklı olan bu iki yorumdan ilkini tercih ettik. Çünkü ödülün, amellere göre kat kat fazlasıyla, hatta hesapsız verileceğini bildiren âyetler de vardır Bakara 2/261; Zümer 39/10; Gāfir 40/40 ve bu âyetlerde ahirette ödüllerin hak edişe göre ölçülü değil, Allah’ın razı olduğu kullarına, ölçüye ve hesaba sığmaz lütufları olarak verileceği belirtilmektedir. Burada Allah Teâlâ’nın, müminlerin de müşriklerin de rabbi olduğuna bir ima vardır. Çünkü yüce Allah yerlerin, göklerin ve evrendeki her şeyin rabbidir. O, rahmân isminin bir tecellisi olarak bütün insanlara rahmetiyle muamele edip her türlü nimeti lutfettiği halde, müşrikler cehâlet ve nankörlüklerinin sonucu olarak Allah’ı bırakıp başka varlıklara tapıyor, onların kendilerini Allah’a yaklaştıracağını bk. Zümer 39/3 ve O’nun huzurunda kendileri için şefaatçi olacaklarını iddia ediyorlardı Yûnus 10/18. Böylece Allah’ın rahmân isminin gereği olan rahmetten de kendi iradeleriyle kendilerini mahrum bırakmışlardır. Hesap gününde bu yaptıklarının yanlış olduğunu anlayınca özür dilemeye kalkışsalar dahi kendilerine ne konuşma izni verilecek ne de özür dileme izni krş. Mürselât 77/36. Çünkü o gün, kulların kendilerine düşeni yapma günü değil, dünyada yaptıklarının karşılığını görme günüdür, hüküm ve hesap günüdür. Bu sebeple o gün sadece Allah’ın hoşnut olduğu ve konuşmasına izin verdiği kimseler konuşacaklar ve bunlar da ancak gerçeği söyleyeceklerdir. Bütün bu açıklamaların asıl maksadı ise insanların fırsat eldeyken akıllı hareket ederek Allah’ın iradesine uygun bir hayat çizgisi benimseyip o çizgide sapmadan ilerlemeleridir. Müfessirler 38. âyette zikredilen ruh hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır. “Büyük meleklerden biri, Cebrâil, meleklerin ileri gelenleri” diyenler bulunduğu gibi, Allah’ın melek olmayan ordularından bir ordu, Âdemoğulları, Âdemoğulları’nın ruhları veya Kur’an olduğunu söyleyenler de vardır bk. Râzî, XXXI, 24; Şevkânî, V, 428. Ruh ve melekler, Allah’a yakın olmalarına rağmen O izin vermedikçe hiç kimse hakkında şefaat edemeyeceklerdir krş. Yûnus 10/3. Ayrıca, konuşmalarına izin verilenler ancak doğruyu söyleyeceklerdir; çünkü orada hakikatin dışına çıkmak veya herhangi bir şeyi gizlemek mümkün olmayacaktır. Âhiret gününün gerçek olduğu tekrar vurgulanmış; ancak insanların, Allah’a giden yolu seçip seçmeme hususunda serbest bırakıldıkları hatırlatılmıştır. 40. âyette insanların uyarıldığı bildirilen “yakın azap”tan maksat uhrevî cezadır. “Gelecek olan her şey yakındır” anlayışına göre bu cezaya da “yakın azap” denilmiştir. Ayrıca her bir insan bakımından kıyametin uzaklığının sadece onun ömrü kadar olduğu söylenebilir; çünkü ölümüyle birlikte kendisi için dünya hayatı ve bu hayata bağlı zaman ölçüsü de bitmiştir. Nitekim bazı hadislerde insanın kabre girmesiyle birlikte ruhunun da hayattaki ameline göre bir tür ödüllendirilme veya cezalandırılma sürecine gireceği bildirilmektedir. Tirmizî, Sıfatü’l-kıyâme, 26; Buhârî, Cenâiz, 89 Nihayet dünyadaki zaman kavramının sadece yaşayanlar için bir anlam taşıdığı gerçeği dikkate alınırsa kabre girişle kıyametin kopması arasındaki “berzah” denilen dönemin “zaman” dışı veya farklı bir zaman boyutu olduğunu, dolayısıyla kabre giren için artık âhiretin uzakta olmadığını kabul etmek gerekir. Bu gerçekler ışığında baktığımızda âhiretin uzaklarda olduğu kanaati beşerin bir yanılgısından başka bir şey değildir. Bu sebeple sûrenin bu son âyetinde yüce rabbimiz, 37 ve 38. âyetlerde geçen rahmân isminin bir tecellisi olarak, kullarına rahmet sıfatıyla hitap etmekte; “yakın bir azap” konusunda onları vaktinde uyarmaktadır. Uyarının anlamı şudur Sakın âhiretten kuşku duymayın! O bir gerçektir. Yönünüzü rabbinize dönmeniz, O’na doğru giden bir yol tutmanız için muhtaç olduğunuz fırsat ve özgürlüğünüz vardır. Uyarıldığınız azabı uzakta zannedip çok kısa ve çok değerli olan hayatınızı boş yere tüketmeyin; hayat kısa, şu halde âhiret ve hesap yakındır. O gün, baktığınızda karşınızda göreceğiniz şey, bu dünyadayken oraya gönderdikleriniz, yani kendi imanınız ve amelinizdir. O gün, inançsızların toprak olmayı insan olmaya yeğleyecekleri dehşetli bir gün olacaktır.
nebe suresi 31 40 türkçe okunuşu