4CH4cu. BİM aktüel ürün kataloğunda yer aldığı iddia edilen psikolog seansı sosyal medyanın gündemine oturdu. BİM'de seans ücreti 200 TL olan psikolog hizmeti verileceği iddia edildi. 12 Ağustos Cuma gününden itibaren BİM Aktüel ürünlerinde psikolog bulunacağına dair katalog görselleri bir çok Twitter kullanıcısı tarafından paylaşıldı. Peki BİM psikolog gerçek mi, doğru mu? BİM psikolog seansı gerçekten var mı, olacak mı? İşte 8-12 Ağustos BİM aktüel ürünler kataloğu... BİM PSİKOLOG GERÇEK Mİ, DOĞRU MU? İddia ilk olarak bir Twitter hesabından paylaşıldı. Hesaptan "BİM'e psikolog geliyormuş" notuyla paylaşılan tweet kısa süre içinde beğeni ve retweet alırken bir süre sonra paylaşım silindi. Ancak paylaşımlar hızla viral olunca BİM aktüel ürünler kataloğu araştırılmaya başlandı. Öncelikle hemen şunu belirtelim ki iddianın gerçeklik payı yok. Gerçek afişe bakıldığında görselde FAKİR erkek bakım seti yer alıyor. Set ise 449 TL'ye satılmakta. BİM AKTÜEL ÜRÜNLER KATALOĞU TAM LİSTE! BİM'de 9 – 12 Ağustos 2022 tarihlerinde yer alacak indirimli ürünler şöyle; Haberler Haberler BİM psikolog seansı gerçekten var mı, olacak mı? 8-12 Ağustos BİM aktüel ürünler kataloğu! BİM psikolog gerçek mi, doğru mu?
Dünyanın en yaşanabilir yeri bir kez daha Avusturya'nın başkenti Viyana oldu Yorumlar Sertaç Aktan • Son güncelleme 08/08/2022 Viyana - © AFPEkonomist İstihbarat Birimi EIU adlı organizasyon bu hafta, 2022'de dünyada yaşanabilecek en iyi 10 ve en kötü 10 yerin 'Küresel Yaşanabilirlik Endeksi' sıralamasını yayınladı. Endeks beş kategoride 172 şehri değerlendirdi Kültür, sağlık, eğitim, altyapı ve şehirler, bölgedeki istikrar ve iyi altyapı sayesinde 'En Yaşanabilir Şehirler' listesinde uzun süredir önemli bir yer kaplıyor. Endekse göre, bu şehirlerin sakinleri iyi sağlık hizmetleri ve sayısız kültür ve eğlence fırsatları ile oldukça iyi bir yaşam kalitesine sahip. Avusturya ve İsviçre'deki şehirler de iyi gelişmiş sosyal piyasa ekonomileri sayesinde her yıl yaşam kalitesi listelerinde üst sıralarda yer alıyorlar. En iyi 10 yer listesinin birinci sırasında da Avusturya'nın başkenti Viyana birlikte en yaşanmaz olarak görülen yer ise Suriye'nin başkenti iki listede 18 farklı ülke temsil edilse de, örneğin ABD, Çin ve Rusya gibi en büyük dünya güçleri her ikisinde de yok. Bununla birlikte Türkiye'nin de herhangi bir şehri ilk 10 veya son 10 listelerinde yer almıyor. Avusturya değerlendirmesiGenel değerlendirme 95Sağlık ve çevre 100Altyapı 100Avusturya'nın başkenti Viyana, dünyada yaşanacak en iyi yer olarak ilk sırada yer aldı. 2018 ve 2019'da da bu pozisyon yine Viyana'nın olmuştu. Ancak 2021'de 12. sıraya düşmüştü. Bunda Covid salgını nedeniyle alınan önlemlerin etkisi olduğu için en iyi 10 yer listesiViyana, AvusturyaKopenhag, DanimarkaZürih, İsviçreCalgary, KanadaVancouver, KanadaCenevre, İsviçreFrankfurt, AlmanyaToronto KanadaAmsterdam, HollandaOsaka, Japonya ve Melbourne, Avustralya eşit skorŞam değerlendirmesiGenel puan 172Kararlılık 20Sağlık ve çevre en kötü 10 yer listesiTahran, İranDouala, KamerunHarare, ZimbabveDhaka, BangladeşPort Moresby, PNGKaraçi, PakistanCezayir, CezayirTrablus, LibyaLagos, NijeryaŞam, SuriyeEn kötü listedeki şehirlerin hepsinin ortak noktası, bazı ciddi sosyal sorunlar ve güvenlik endişeleridir. Örneğin endeks, Şam'ın listedeki yerinin muhtemelen Suriye şehrini etkileyen sosyal huzursuzluk, terör ve çatışmanın bir sonucu olduğunu kültür başkenti olan Lagos, ABD Dışişleri Bakanlığı'na göre suç, terör, sivil huzursuzluk, adam kaçırma ve deniz suçlarıyla tanındığı için listeye girdi.
1 Müze ve sarayları gezin; Viyana bir müzeler şehri! Kafanızı nereye çevirseniz bir müze ile karşılaşıyorsunuz. Şehrin müzeler bölgesi diye adlandırılan bie kesimi bile var. Ben Viyana’dayken Gustav Klimt’in ünlü The Kiss adlı eserinin yer aldığı Belvedere sarayını, Avusturya imparatoriçesi Maria Theresa’nın sarayı olan Schönnbrunn’ü, kraliyet hazinelerinin yer aldığı müze olan ve bir başka Avusturya imparatoriçesi Sissi’nin yaşamış olduğu Hofburg sarayını gezdim. Tüm bunların ortak özelliği hepsinin son derece özenli bir şekilde korunmuş olması. Hepsi ayrı ayrı hayranlık uyandırıcı. Schönnbrunn’ün bahçesi muhteşem. İçinde hayvanat bahçesi bile yer alıyor. Schönnbrunn ve Belvedere’e tatil günlerinde, özellikle de Pazar günü gitmemeye çalışın çünkü saatlerce sıra bekleyebilirsiniz! Horburg sarayında Sissi’nin hüzünlü hayat hikayesi kişisel eşyalarıyla betimlenmiş. Gezdikçe imparatoriçe olmasına rağmen yaşadığı trajik olaylar karşısında hüzünleniyorsunuz… Belvedere Sarayı Yukarı Belvedere Sarayından aşağı sarayın görünüşü ve arka planda da şehir manzarası Hofburg Sarayı Hofburg Sarayı’nın özel eşyaları… Schönbrunn Sarayı Schönbrunn Sarayı 2 Opera’ya gidin; Viyana müziğin başkentlerinden biri. Mozart, Strauss, Bethoveen gibi müzisyenler çıkarmış bir şehir. Buraya kadar gitmişken kendinizi opera salonlarından birine atıp kulaklarınızın pasını silmelisiniz. Opera biletleri hemen hemen her köşede kostümlü görevliler tarafından satılıyor. Müzik’in tarihi hakkında bir şeyler öğrenmek arzusundaysanız müzik evini Haus Der Muzik gezebilirsiniz. 3 Şinitzel yiyin! Viyana’da şinitzel deniline akla gelen ilk yer Figlmüller. 1905 yılından beri hizmet veren 2 şubeli Figlmüller’de rezervasyonsuz yer bulmak genellikle zor oluyor. Figlmüller’in orjinal şinitzeli domuz etinden yapılıyor ancak domuz yemeyenler için biz Türklerin çok sevdiği tavuk versiyonu da bulunuyor. Benim Figlmüller’in şinitzelinden daha çok beğendiğim şinitzel Plauchatta Gasthaus Zur Oper adlı restoranda yediğim dana şinitzel idi. Viyana’ya tekrr gittiğimde tercihim kesinlikle bu yönde olacak! Bu arada şinitzel porsiyonları çok büyük ve yanında genellikle patates salatası ile servis ediliyor. Figlmüller’in Şinitzeli 4 Doğal parkların tadını çıkarın… Viyana’nın çevresinde hem şehri izleyebileceğiniz hem de yeşil parklarda doğanın tadını çıkabileceğiniz tepeler mevcut. Bunlardan en ünlüleri Kahlenberg güzel bir manzaraya sahip restoran/kafe var, Leopoldsberg tepenin üzerinde bir kilise var ve Lainzer Tiergarden doğal yaşam parkı ve aynı zamanda bir hayvanat bahçesi. Kahlenberg’de bulunan bir kafe… 5 Kafelerde lezzet peşinden koşun! Kafeler cenneti Viyana’nın en gösterişli en popüler kafelerini daha önce yazmıştım. Yazıma ulaşmak için lütfen tıklayın… Demel 6 Kuşbakışı Viyana’yı izleyin… Viyana’yı tepeden görmek isterseniz bunun için en uygun nokta Stephansdom Katedrali. 1147 yılında tamamlanmış olan Viyana’nın bu en ünlü yapısının kulesinin yüksekliği tam 136 metre. Ayrıca TV kulesi 252 metrelik Donauturm’da bir başka güzel manzara bulabileceğiniz yerlerden biri. Tepesinde bir restoran da bulunuyor. Bir diğer seçenekte Viyana’nın dönme dolabı olan Wien Riesenrad… Stephansdom’un kulesinden… Donauturm’dan şehrin görünüşü… 7 At arabası turu yapın! Bu ortaçağ’ın imparatorluk başkentini yine ortaçağ’dan günümüze kadar gelen ulaşım aracı olan at arabaları ile gezmek inanılmaz keyifli. Stephansdom’un hemen önünde park yerleri var. 20 dakikalık ve 45 dakikalık turlardan birini seçerek bir zaman yolculuğuna çıkabilirsiniz… 20 dakikalık tur 55 Euro… 8 Mozart çikolatasından tadın! Siyah çikolata kaplı marzipan ve nugat topları Avusturya’nın simgelerinden bir tanesi. Bir çok firma arasında orjinal Mozart çikolatasının kendilerine ait olduğuna dair tartışma bulunmaktadır. Mirabell ve Frütz dışında hiç bir Mozart çikolatasının tam yuvarlak olmasına izin verilmemektedir. Şehirde bu çikolatalardan satan bir çok yer karşınıza çıkacaktır. Bir de fındıklı gofret türü olan Manner gofretlerini de mutlaka deneyin hatta satın alıp eve götürün. İnanılmaz lezzetli! Mozart çikolatası Mirabell’in Mozart çikolatası… 9 Naschmarkt’da lokal lezzetleri deneyin! Viyana’nın yiyecek, içecek ve giysi pazarı. Pazartesi-Cumartesi günleri arasında açık olan pazarda restoranlarda bulunuyor. Özellikle deniz ürünü restoranları çok başarılı. Biz La Maree adlı balıkçıda yedik ve yediğimiz her şeye bayıldık! Naschmartk’taki renkli zeytinler Pazarda her çeşit meyve bulunuyor… Naschmarkt 10 Şehrin şık sokaklarında kaybolun! Viyana’nın sokakları birbirinden güzel. Heleki noel döneminde giderseniz en güzel hallerinde görebilirsiniz. Hem binalar çok ciddi biçimde korunmuş hem de her yer ışıl ışıl. Kafeler, nostaljik dükkanlar, kiliseler ve korunmuş tarihi binalarıyla kesinlikel bir ortaçağ şehrindesiniz. Birbirini kesen sokaklarda gezinin ve hatta kaybolun!Karşınıza bir çok sürpriz çıkacak… Rotenturmstrasse Kohlmarkt Graben Tadında Seyahatler…
evliya çelebiZiyaretçi 4 Kasım 2009 Mesaj 1 Evliya Çelebi'ye ait gezi yazısı örnekleri var mı? EN İYİ CEVABI _KleopatrA_ verdi Seyahatnameden SeçmelerViyana’da Bîr Hastanın Ameliyatı Viyana’da bir hastanın şakağına mermi girmişti. Doktor ve yardımcısı bu mermiyi çıkarmak için ameliyata başladılar. Ben de izin istedim ve sessizce onları izledim. Doktor öncelikle hastanın alnının ortasından başlamak üzere baştaki deriyi iki tarafa doğru soydu. Ardından başının yan tarafından bir delik açtı. Sonra bir demir parçasıyla kafatasını kaktırarak a-yırdı. Kafatasının tam ortası keserin dişleri gibi birbirine geçmiş olduğu için tam ortadan ikiye bölündü. Ben hastaya daha yakından bakmak için yaklaştım, bu arada mendille ağzımı kapattım. Doktor bana niçin ağzını bu şekilde kapattın deyince “Belki hapşırırım ve hastaya zarar verebilirim.” deyince doktor “Sen doktor olmalıymışsın.” dedi. Ardından doktor kurşunu çıkardı, kurşunun yerini de bir süngerle temizledi. Sonra da kemikleri eskisi gibi birleştirdi. Deriyi de kapattı. Ardından yüzlerce iri at karıncası getirdiler. Doktor karıncaları tek tek derinin bitiştiği yerlere yaklaştırıyordu. Karınca bu bitişen deriyi ısırır ısırmaz, doktor karıncayı belinden kesiyordu. Böylece deriyi baştan başa kapattılar. Birkaç hafta sonra adam iyileşti, karınca parçaları da kendiliğinden Soğuğu Halkın ağzında şöyle bir fıkra vardır Bir dervişe “Nereden geliyorsun?” demişler. O da “Kar rahmetinden geliyorum.” demiş. Bunun üzerine “O ne diyardır?” demişler. Derviş “Soğuktan insana zulüm olan Erzurum’dur.” demiş. “Orada yaz olduğuna rast geldin mi?” demişler. Derviş “Vallahi 11 ay, 29 gün sakin oldum. Halk hep yaz gelecek dedi. Ben göremedim.” demiş. Bir diğer fıkra da şudur Kedinin biri kara kışta bir damdan diğer dama sıçrarken havada donup kalmış. Sekiz ay sonra don çözülünce miyavlayarak yere düşmüş. Gerçekten de bir adamın eli yaş iken bir demir parçasına yapışsa derhâl donar. Elini demirden koparmak ihtimali olmaz. Ancak bir miktar derisi yüzülerek demirden Hastaneleri’nden Fatih Hastanesi 70 oda, 80 kubbe ve 200 memuru vardır. İpek altın işlemeli, bürümcük gecelikleri vardır. Birisi hasta olsa hastaneye götürüp ona bakarlar ve ilaç verirler. Günde iki defa türlü türlü güzel yemekler verilir. Vakıf kuralları öylesine sağlamdır ki şöyle denilmiştir “Eğer mutfakta keklik, turaç ve sülün kuşlarının eti bulunmazsa bülbül, serçe ve güvercin pişirilip hastalara bol bol verilsin.” diye yazılıdır. Hastanelerde, akıl hastalarının hastalıklarının geçmesi için müzikçiler ve okuyucular tayin edilmiştir. İstanbul'daki Marifet Sahibi Üstadlar Hezarfen Ahmed Çelebi Önce Ok Meydanı’nın minberi üzerinde, rüzgârın sert olduğu sırada kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada uçarak talim etmiştir. Sonra Murad Han, Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa Köşkü’nde boğazı seyrederken Galata Kulesi’nin ta tepesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar’a kadar uçabilmiştir. Lagarı Hasan Çelebi ve Bir Nükte Murad Han’ın kızı dünyaya geldiği gece kurban keserek bayram ettiler. Bu Lagarı, elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişek yaptı. Sarayburnu’nda hünkârın huzurunda fişeğe bindi. Çırakları fişeği ateşlediler. Lagarı Padişahım Allah’a ısmarladık! İsa Peygamberle konuşmaya gidiyorum, diyerek göğe yükseldi. Yanında olan fişekleri ateşleyip deniz yüzünü aydınlattı. En yukarı çıkıp da barutu bitince kartal kanatlarını açıp denize indi. Oradan yüzerek padişahın huzuruna geldi ve “Padişahım İsa Peygamber size selam söyledi.” diye şakaya başladı. İstanbul Beyanındadır Bu şehri Hazret-i Süleyman’ın kurduğu söylenir. Ayrıca Türklerin bu şehri almaları yüce Kur’an’daki “Kutlu Belde” tamlamasıyla anlatılır. Sözün kısası Türk gümbürtüsü, Türk görkemi, Türk velvelesi, Türk debdebesi ve Türk’ün zaferi olan bu beldenin yeryüzünde bir benzeri yoktur. Yunan ve öteki tarihçelerin İstanbul’un kuruluşunda söz birliği ettikleri hikâye şöyledir. Hazret-i Peygamber’in doğumundan 1600 yıl önce Hazret-i Süleyman, insanlara, cirilere, kuşlara, vahşi hayvanlara ve rüzgâra hükmederken, bir padişah ona isyan etti. Hazret-i Süleyman bu padişahın ülkesine varıp, onu tutsak etti. Ancak bu padişahın periler kadar güzel bir kızı vardı. Dul olan Süleyman Nebi padişahın kızıyla evlenince onu Rum illerine getirdi. Kız, şeytanın aldatmasıyla durmadan ağlamakta idi. Süleyman Peygamber eşinin ağlamasının ve kederinin nedenini sorunca “Ya Emİnallah! Dilerim ki benim için burada büyük bir saray yaptırırsın, ben de geri kalan ömrümü orada daima ibadetle geçiririm.” diyerek ricada bulundu. Hazret-i Süleyman uzun araştırmalardan sonra İstanbul toprağına geldi. Şimdi Hünkâr Bahçesi denilen Sarayburnu’na gelip orada otağını kurdu, bir gecede su ve havasının güzelliğine vuruldu. Orada da büyük bir saray ve rengarenk bahçeler içinde köşkler yaptırdı. Daha sonra da İstanbul için şöyle bir duada bulundu “Bu şehir cihan yıkılıncaya değin bakımlı ve onarımh kalsın.”DEVAMI Evliya Çelebi Son düzenleyen Safi; 18 Ağustos 2016 1725 _KleopatrA_Ziyaretçi 4 Kasım 2009 Mesaj 2 Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir. Seyahatnameden SeçmelerViyana’da Bîr Hastanın Ameliyatı Viyana’da bir hastanın şakağına mermi girmişti. Doktor ve yardımcısı bu mermiyi çıkarmak için ameliyata başladılar. Ben de izin istedim ve sessizce onları izledim. Doktor öncelikle hastanın alnının ortasından başlamak üzere baştaki deriyi iki tarafa doğru soydu. Ardından başının yan tarafından bir delik açtı. Sonra bir demir parçasıyla kafatasını kaktırarak a-yırdı. Kafatasının tam ortası keserin dişleri gibi birbirine geçmiş olduğu için tam ortadan ikiye bölündü. Ben hastaya daha yakından bakmak için yaklaştım, bu arada mendille ağzımı kapattım. Doktor bana niçin ağzını bu şekilde kapattın deyince “Belki hapşırırım ve hastaya zarar verebilirim.” deyince doktor “Sen doktor olmalıymışsın.” dedi. Ardından doktor kurşunu çıkardı, kurşunun yerini de bir süngerle temizledi. Sonra da kemikleri eskisi gibi birleştirdi. Deriyi de kapattı. Ardından yüzlerce iri at karıncası getirdiler. Doktor karıncaları tek tek derinin bitiştiği yerlere yaklaştırıyordu. Karınca bu bitişen deriyi ısırır ısırmaz, doktor karıncayı belinden kesiyordu. Böylece deriyi baştan başa kapattılar. Birkaç hafta sonra adam iyileşti, karınca parçaları da kendiliğinden Soğuğu Halkın ağzında şöyle bir fıkra vardır Bir dervişe “Nereden geliyorsun?” demişler. O da “Kar rahmetinden geliyorum.” demiş. Bunun üzerine “O ne diyardır?” demişler. Derviş “Soğuktan insana zulüm olan Erzurum’dur.” demiş. “Orada yaz olduğuna rast geldin mi?” demişler. Derviş “Vallahi 11 ay, 29 gün sakin oldum. Halk hep yaz gelecek dedi. Ben göremedim.” demiş. Bir diğer fıkra da şudur Kedinin biri kara kışta bir damdan diğer dama sıçrarken havada donup kalmış. Sekiz ay sonra don çözülünce miyavlayarak yere düşmüş. Gerçekten de bir adamın eli yaş iken bir demir parçasına yapışsa derhâl donar. Elini demirden koparmak ihtimali olmaz. Ancak bir miktar derisi yüzülerek demirden Hastaneleri’nden Fatih Hastanesi 70 oda, 80 kubbe ve 200 memuru vardır. İpek altın işlemeli, bürümcük gecelikleri vardır. Birisi hasta olsa hastaneye götürüp ona bakarlar ve ilaç verirler. Günde iki defa türlü türlü güzel yemekler verilir. Vakıf kuralları öylesine sağlamdır ki şöyle denilmiştir “Eğer mutfakta keklik, turaç ve sülün kuşlarının eti bulunmazsa bülbül, serçe ve güvercin pişirilip hastalara bol bol verilsin.” diye yazılıdır. Hastanelerde, akıl hastalarının hastalıklarının geçmesi için müzikçiler ve okuyucular tayin edilmiştir. İstanbul'daki Marifet Sahibi Üstadlar Hezarfen Ahmed Çelebi Önce Ok Meydanı’nın minberi üzerinde, rüzgârın sert olduğu sırada kartal kanatlarıyla sekiz dokuz kere havada uçarak talim etmiştir. Sonra Murad Han, Sarayburnu’ndaki Sinan Paşa Köşkü’nde boğazı seyrederken Galata Kulesi’nin ta tepesinden lodos rüzgârıyla uçarak Üsküdar’a kadar uçabilmiştir. Lagarı Hasan Çelebi ve Bir Nükte Murad Han’ın kızı dünyaya geldiği gece kurban keserek bayram ettiler. Bu Lagarı, elli okka barut macunundan yedi kollu bir fişek yaptı. Sarayburnu’nda hünkârın huzurunda fişeğe bindi. Çırakları fişeği ateşlediler. Lagarı Padişahım Allah’a ısmarladık! İsa Peygamberle konuşmaya gidiyorum, diyerek göğe yükseldi. Yanında olan fişekleri ateşleyip deniz yüzünü aydınlattı. En yukarı çıkıp da barutu bitince kartal kanatlarını açıp denize indi. Oradan yüzerek padişahın huzuruna geldi ve “Padişahım İsa Peygamber size selam söyledi.” diye şakaya başladı. İstanbul Beyanındadır Bu şehri Hazret-i Süleyman’ın kurduğu söylenir. Ayrıca Türklerin bu şehri almaları yüce Kur’an’daki “Kutlu Belde” tamlamasıyla anlatılır. Sözün kısası Türk gümbürtüsü, Türk görkemi, Türk velvelesi, Türk debdebesi ve Türk’ün zaferi olan bu beldenin yeryüzünde bir benzeri yoktur. Yunan ve öteki tarihçelerin İstanbul’un kuruluşunda söz birliği ettikleri hikâye şöyledir. Hazret-i Peygamber’in doğumundan 1600 yıl önce Hazret-i Süleyman, insanlara, cirilere, kuşlara, vahşi hayvanlara ve rüzgâra hükmederken, bir padişah ona isyan etti. Hazret-i Süleyman bu padişahın ülkesine varıp, onu tutsak etti. Ancak bu padişahın periler kadar güzel bir kızı vardı. Dul olan Süleyman Nebi padişahın kızıyla evlenince onu Rum illerine getirdi. Kız, şeytanın aldatmasıyla durmadan ağlamakta idi. Süleyman Peygamber eşinin ağlamasının ve kederinin nedenini sorunca “Ya Emİnallah! Dilerim ki benim için burada büyük bir saray yaptırırsın, ben de geri kalan ömrümü orada daima ibadetle geçiririm.” diyerek ricada bulundu. Hazret-i Süleyman uzun araştırmalardan sonra İstanbul toprağına geldi. Şimdi Hünkâr Bahçesi denilen Sarayburnu’na gelip orada otağını kurdu, bir gecede su ve havasının güzelliğine vuruldu. Orada da büyük bir saray ve rengarenk bahçeler içinde köşkler yaptırdı. Daha sonra da İstanbul için şöyle bir duada bulundu “Bu şehir cihan yıkılıncaya değin bakımlı ve onarımh kalsın.”DEVAMI Evliya Çelebi Son düzenleyen Safi; 18 Ağustos 2016 1724 MisafirZiyaretçi 5 Mart 2011 Mesaj 3 Evliya Çelebi Darüşşifayı Anlatıyor 1682 yılında Edirne’yi ziyaret eden Evliya Çelebi, külliyeden; “Orada bir Darüşşifa vardır ki dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz “ diye bahseder. Ünlü seyyah, ayrıca külliye için şu ilginç tanımlamaları kullanmıştır “Adı geçen bağın ortasında, göğe baş uzatmış bir yüksek kubbedir ki güya aydınlık hamam camekanı gibi tepesi açıktır. Bu açık yerde altı adet ince mermer sütunlar üzerinde Kiyanıyan tacı gibi bir kubbecik vardır. San’atkar iş üstadı, bu küçük kubbenin ta tepesine halis altın ile yaldızlanmış bir çeşit demir mil üzerine bir bayrak yapmış, ne taraftan rüzgar eserse, o bayrak o tarafa döner. Garip görünüşlüdür. Ama aşağı büyük kubbe sekiz köşelidir. Bu kemerli kubbe içinde dahi sekiz kemer vardır. Her kemerin altında bir kış odası vardır. Bu odaların her birinde ikişer pencere vardır. Bir penceresi odanın dışında olan gülistanlı ağaçlığa bakar, diğeri de bu büyük kubbenin ortasındaki büyük havuz ve şadırvana bakar. Bu sekiz adet kış odalarının önünde , yine büyük kubbe içinde sekiz adet yazlık odalar vardır. Üç tarafı kafesli mermerler ile yapılmış bu büyük kubbe altındaki büyük havuzun çevresindeki sel sebillerden berrak su çağlayıp havuza girince , fıskiyelerden berrak su, kemerli kubbenin göbeğinde nihayet bulur. Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun anlatılan odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin ve fakir, ihtiyar ve genç doludur. Bazı odalarda ilkbaharda delilik mevsiminde Edirne’nin aşk denizi derinliğine düşmüş sevdalı aşıklar çoğalıp, hekimin emriyle bu tımarhaneye getirilerek altun ve gümüş yaldızlı zincirlerle kerevetlerine takılıp, her biri aslan yatağında yatar gibi kükreyip yatarlar... Kimisi havuz ve şadırvanlara bakıp kalender hülyası kabilinden sözler eder, nicesi dahi o kemerli kubbenin etrafında olan gülistan ve bağ ve bostan içindeki binlerce kuşların cıvıltılarını dinleyip, delilerin perdesiz ve ölçüsüz sesleriyle feryada başlarlar. Bahar mevsiminde çiçek kısmından sim ve zerrin, deveboynu, müşkü rumi, yasemin, gülnesrin, şebboy, karanfil, reyhan, lale, sümbül gibi çiçekler hastalara verilip güzel kokuları ile hastalar iyileştirilirler. Fakat delilere bu çiçekleri verince kimini yerler, kimini ayakları altında çiğnerler. Bazıları dahi meyveli ağaçları seyredip, ah daha hel hope pe pohe pelo deyip, çimenlik temaşası ederler...” Darüşşifa Konuşma dili , anlatım biçimi ile Türk kültürünü devam ettiren 'EVLİYA ÇELEBİ' Darüşşifa'dan bahsederken şu cümleleri kullanıyor Son düzenleyen Safi; 18 Ağustos 2016 1723
Türkiye ile Yunanistan arasında yıllardır çözülemeyen “kıta sahanlığı” anlaşmazlığı nedir? 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi var, Türkiye imzalamadı ama bu uluslararası hukukun bir parçası, çünkü birçok devlet imzaladı. Bunun beşinci kısmında, “suni adaların karasuları yoktur” deniyor. Bunun mefhum-u muhalifinden, suni olmayan adaların kıta sahanlığı ve karasularının olduğu ortaya çıkıyor. Yani bu adaların münhasır ekonomik bölgesi vardır Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne göre. Yunanistan’ın, Yunan adalarının kıta sahanlıklarının olup olmadığına dair sorunun Uluslararası Adalet Divanı’nda çözülmesi gerektiği görüşünü savunduğu doğru mu? Deniz Hukuku Sözleşmesi en karmaşık sözleşmelerden birisidir. Bu tür kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge ihtilafları olduğunda sözleşme bunu tarafların müzakere yoluyla halletmesini istiyor. Eğer halledilemez ise, birçok devletin yaptığı gibi bunun Divan’a gitmesi lazım. Çünkü burada bir egemenlik hakkı söz konusu. Divan’ın da bu konuda en yetkili organ olduğu biliniyor. Bizim sıkıntımız şudur Gerek Fransa’nın gerek Yunanistan’ın yaptığı hukuki olmadığı gibi, bizimki de hukuki değil. Çünkü tanınmıyor, bazı devletler tanımıyor. Nasıl biz tanımıyorsak haklı olarak Yunanistan’ın, şunun bunun “benim kıta sahanlığım budur” lafını, onlar da bizimkini tanımıyor. Demek ki bunu iki taraflı/çok taraflı müzakere yoluyla halledeceksiniz. Halledemiyorsan, Adalet Divanı’na götürüyorsun. Bunun başka yolu yok. Masaya oturmak Kıbrıs’ı tanımak anlamına gelmez Türkiye bunu neden kabul etmiyor, bu tutum uluslararası toplum nezdinde Türkiye için dezavantajlı bir durum yaratmıyor mu? Türkiye’nin bunu kabul etmemesinin, “etmiyoruz” demesinin bir sebebi var. Karşımıza Kıbrıs meselesi çıkıyor. “Müzakerelere Kıbrıs’la oturacağız, Kıbrıs’ı tanımış olmaz mıyız?” sorusu ortaya çıkıyor. Hatırlayacaksınız 2004 yılında Avrupa Birliği ile ilgili müzakerelerde bu gündeme gelmişti. Ben burada Türkiye Hükümetinin çekincesini fazla doğru bulmuyorum Kıbrıs bakımından. Niye? Tanıma, uluslararası hukukta ben tanıdım demekle olur. “Deklaratör”… deklare ederek olur. Bir örnek vereyim size 1937 yılında Nazi Almanyası Mançukia diye bir devlete silah sattı ama bu ülkeyi tanımıyorum dedi. Bugün dikkat ederseniz ABD, Tayvan’a silah satıyor ama Tayvan’ın Çin’in bir parçası olduğunu kabul ediyor. Yani hukukta bu konuda bu tür esneklikler var. Aynı masaya oturabilirsin. Bu belki zımni bir tanıma anlamına yorumlanacaktır ama burada Kıbrıs Türklerinin hakları da var. Onun için diğer Kıbrıs temsilcisinin yanında bir Türk olacak ya da biz heyetimize dahil edeceğiz. Çünkü KKTC uluslararası hukukun bir subjesi değil. Bu işin bir yanı. Tabii öteki yanı çok karmaşık. Burada Libya var, Mısır var, Yunanistan var, Türkiye var, Lübnan var, İsrail var, Suriye var. Şimdi bütün bu devletlerin bulunduğu yerde kıta sahanlığı son derece çapraşık bir konu. Bunun doğrusu, problemi müzakereler yoluyla çok taraflı uluslararası bir konferansla halletmek, ki ben Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olsam böyle bir konferansa davet ederim. Çünkü bu egemenlik haklarıyla ilgili konular hassastır, silahlı çatışmaya kadar gidebilir. Yahut da ilgili devletler medeni bir şekilde kendi aralarında konferans toplayabilir. Bir diğer ihtimal, BM Güvenlik Konseyi’nin Birleşmiş Milletler yasasının 33. maddesi uyarınca tarafları işi barışçı yollarla halle davet etmesidir. Konsey gerekirse yasasının 7. bölümü çerçevesinde taraflara zorlayıcı tedbirler uygulayabilir. 1907 Lahey hakemliğine de başvurulabilir, ya da Adalet Divanı’na götürürler. Hakemlik daha kısa bir yol, daha az sürer. Bu tür ihtilaflardan biri, zannediyorum Şili ve Venezuela arasındaydı, geçtiğimiz sene çözüldü; Divan sekiz yıl sonra karar verdi. Çözüm Adalet Divanı’nda Divan’a gitmek de “Hadi Divan’a gidiyoruz” denilerek olmuyor. Sorunu tarif eden ortak bir metin compromis yazıyorsunuz Divan’dan ne istediğinize dair. Compromis, ihtilaflı devletlerin ortak metnine denir. Bunu yazmak kolay bir şey değil. Zaten bunu yazabildiğiniz takdirde sorunun yüzde 75-80’ini halletmiş oluyorsunuz; tabii anlaşabilirseniz eğer, bir metin üzerinde mutabakata varırsanız… Ben varılabileceğini zannetmiyorum. Kolay değil. Nitekim Türkiye ile Yunanistan arasında 2004’ten beri devam eden gizli görüşmelerde böyle bir hal yoluna gidilemedi. Divan’a gidilmek istendi ama Yunanistan burada Deniz Hukuku Anlaşması’na göre gidecektir. Hazırlanacak ortak başvuruda compromis Türkiye “adalet ve nesafet” kelimeleri üzerinde ısrarcı olabilir ve uluslararası camia bunu anlayışla karşılar. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni rahmetli Coşkun Kırca’nın imzalamamasının nedeni bu “adalet ve nesafet” kelimelerinin tam anlamıyla oturmamasıydı. Ama sen bunu isteyebilirsin ve Divan çoğu kez adalet ve nesafet kurallarına dikkat ediyor. Çatışma ihtimali ve NATO “AB Yunanistan’ı destekler” İki NATO ülkesinin kıta sahanlığı sorunu nedeniyle sıcak bir çatışma içerisine girme ihtimali var mı, böyle bir şey olursa NATO’nun tutumu ne olur? Bahsettiğim egemenlik haklarıyla ilgili mesele son derece hassas ve tehlikeli sorunlardır. Fransa ve diğerlerinin Doğu Akdeniz’de yaptıkları hukuki değil, bizim Libya’yla yaptığımız da değil. Çünkü ihtilaflı bir şey söz konusu olan. Dolayısıyla bunu çok ciddiye almak, diplomasi yoluyla, hukuk yoluyla halletmek lazım. Yunanistan’ın diplomatik faaliyetlerinin Avrupa Birliği ülkeleri arasında etkili olduğu gibi bir izlenim var. En son Alman Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin Doğu Akdenizdeki arama faaliyetlerini provokatif diye niteledi ve durdurulmasını istedi. Yunanistan da Avrupa Birliği’nden Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını istiyor. Gerilim bu noktaya varabilir mi? Avrupa Birliği ister istemez parçası olan Yunanistan’ı desteklemek isteyecek, bunu böyle kabul edelim. Avrupa Birliği üyesi olmanın önemi burada ortaya çıkıyor. Hatırlayacaksınız, yıllarca “Avrupa Birliği üyelik işi çok önemlidir” dedim. Sadece ekonomik bakımdan değil, Yunanistan’ı milyarlarca Euro’yla kurtardılar. Bir futbol maçı düşünün, karşı takımdan biri sizin takımdan birine tekme attı, fakat karşı takımın bütün oyuncuları kendi arkadaşlarını tutuyor. Bu da öyle. Yani bu işi diplomasi ve hukuk yoluyla halletmeye çalışmak lazım. Bunun dışındaki hareketler gerek Yunanistan ve diğerleri gerekse de bizim açımızdan son derece tehlikeli bir mecraya gider. __________ Yalım Eralp 1939 yılında İstanbul’da doğdu. Liseyi New York’ta bitirdikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi ve 1962 yılında Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. New York’ta Birleşmiş Milletler’de, Yunanistan’da, Roma NATO Savunma Koleji’nde ve Brüksel NATO Türk Delegasyonu’nda çeşitli görevlerde bulundu. Washington Türkiye Büyükelçiliği’nde müsteşar ve elçi müsteşar olarak görev yaptı. 1983-87 yıllarında Ankara’da Dışişleri Sözcülüğü, 1987-91 arasında Hindistan’da büyükelçilik yaptı. Eralp 1991-1996 arasında Başbakan Yılmaz ve Başbakan Çiller’e danışmanlık yaparken Dışişleri’nde NATO İşleri Genel Müdürlüğü’nü yürüttü. 1996-2000 yılları arasında Viyana’da Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı nezdinde Türkiye’yi temsil etti. 2000 yılı Eylül ayında emekli oldu. 16 yıl CNNTürk’te dış politika konularında yorumculuk, Milliyet, Habertürk, Tercüman gazetelerimde köşe yazarlığı yaptı. Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı’nda TESEV danışmanlık yaptı. Halen Kültür Üniversitesi’nde diplomasi dersleri vermektedir. Aynı üniversitede Global Eğilimler Düşünce Merkezi Danışma Kurulu’ndadır. Halen Türk-Yunan Dostluk Derneği Defne/ Daphne’nin eşbaşkanlığını yapan Yalım Eralp, İngilizce ve Fransızca biliyor.
viyana da deniz var mı